Anasayfa GENÇLİK Üniversiteler tek tipleşmeyecek, Boğaziçi biat etmeyecek!

Üniversiteler tek tipleşmeyecek, Boğaziçi biat etmeyecek!

Cumartesi, 14 Nisan 2018 09:01
Yazdır PDF

Üniversiteleri toplumsal sorunlardan, ülkenin siyasi atmosferinden soyutlamaya, üniversiteleri tek tipleştirmeye çalışanlara karşı mücadele alanlarımıza dört koldan sarılma aciliyeti kendini daha çok gösterir hale gelmiştir. Boğaziçili öğrencilere dönük saldırganlığın ardından gençlik örgütlerinin daha çok biraraya gelme ve bir süredir devam eden gençlik mücadelesindeki tıkanıklığa karşı birleşik bir gençlik hareketi yaratma tartışmalarını artırma yönelimi değerlidir. Bu tartışmaların daha güçlü bir parçası olarak, Boğaziçili arkadaşlarımızın cesaretini yayarak akademiye ve üniversiteli gençlik mücadelesine dönük saldırılara cevap verebiliriz.

boğaziçine özgürlük

Üniversiteler yapısı gereği özgür koşulları içinde barındıracak şekilde eğitim veren kurumlar olması gerekirken, devlet otoritesinin baskısı altında kontrol edilecek kurumlar olması istenmektedir. Bu saldırıların sadece AKP iktidarı süresi içinde gerçekleştirildiği kanısına düşmek, üniversitelere söyleyecek sözümüzün yanında bu alanlara yönelik demokratik eğitim anlayışımıza da gölge düşürecektir. Üniversitelerin, egemen sistemlerin ihtiyaçlarının bir ürünü olarak ortaya çıktığını unutmamak gerekir, ancak buradaki görece özgür düşünme ortamlarının toplumdaki gelişmeyi nasıl artırabileceğini görmezden de gelemeyiz. Üniversitelerin bu yönüyle faşizmin hedefinde olduğu, en ufak düşünce ortamı kırıntılarını bile yok etme amacıyla buraları kontrol edebileceği mekanizmalar yaratmaya çalıştığı açıktır.

AKP’nin üniversitelere ve akademik alana yönelik tahammülsüzlüğünün özellikle 15 Temmuz darbe girişiminin ardından artması tesadüf değil aksine uzun yıllar boyunca yapılmak istenenlerin provasını gerçeğe dönüştürmek idi. İlk olarak akademiye yönelik KHK saldırıları ile binlerce akademisyeni görevden alan ve yüzlercesini tutuklayan devlet aklı bunlarla üniversiteleri dize getiremeyeceğini anlamış olacak ki saldırıların yeni dalgasını ise üniversite öğrenciler üzerinde başlatmış bulunmakta.

Boğaziçi Üniversitesi AKP iktidarının ötekileştirici, saldırgan dilinden hiçbir zaman kurtulamadı. Yakın zamanda Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği etkinliğinde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Boğaziçi Üniversitesi’ni bugünlerde çok popüler olan deyimiyle “yerli ve milli değerlere yaslanmadığı” gerekçesiyle marka haline gelemediğini vurgulamamıştı. Bu aslında Boğaziçi Üniversitesi’nden ne beklediklerinin bir açıklamasıydı. Yani Boğaziçi Üniversitesi’nin kendine ait olan kısmi özgür ortamından biat eden bir role bürünmesi istemiydi bu. Ama Boğaziçi Üniversitesi yılların birikimi olan demokratik değerlerine sahip çıktı. Bundan kaynaklı KHK ile 110’a yakın akademisyen, öğretim görevlisi görevinden alındı. Rektörü görevden el çektirilerek yerine Erdoğan’a boyun büken rektör getirildi. Bunca görevden alınmaların ardından öğrencilerin hocalarına sahip çıkmaları hedef oklarının öğrencilere döndüğünün göstergesiydi.

İç politikada yaşadığı çıkmazlarla birlikte krizlerini faşist cumhur ittifakı ile kısa süreli aşmaya çalışsa da dış politikada yaşanan krizler öyle kolay aşılacak gibi görünmemektedir. Efrîn işgal saldırısı ile birlikte toplumsal kesimler ciddi şekilde kutuplaştırılmış, bu dönemde işgale karşı en ufak bir ses “vatan hainliği” “terör” suçlamalarıyla bastırılmaya çalışılmıştır. Topluma dayatılan tek tipleşmeye karşı gelişen tepki gün geçtikçe artarken bundan duyulan korku ikliminin sahipleri saldırı dozunu daha yoğunlaştırma yoluna gitmişlerdir.

Boğaziçi Üniversitesi’nde gerici faşist bir grubun “Afrin şehitleri için lokum dağıtıyoruz” adı altında açılan standa karşı “İşgalin, katliamın lokumu olmaz” diye pankart açarak tepki gösteren öğrenciler “vatan haini” ve “terörist” ithamları ile iktidar tarafından medya aracılığı ile hedef gösterildi. Bizzat R.T. Erdoğan tarafından kendisinin bu olayla ilgilendiği ve eşkâllerinin bulunmaya çalışıldığı yüksek sesle dillendirildi. “Bu vatan haini, komünist gençlere okuma hakkı vermeyeceğiz” diyerek Boğaziçi Üniversitesi şahsında tüm üniversitelerde bulunan muhalif, devrimci, demokrat, yurtsever öğrencilere tehdit savrulmuş; ilk olarak 9 Boğaziçili öğrenci tutuklanıp çok sayıda öğrenci aranır duruma düşürülerek bu haklarından fiili bir şekilde edilmeye çalışılmışlardır. Ancak diğer yandan YÖK, Erdoğan karşısında hazır ol beklerken aldığı bu emri, hemen yerine getireceğini dile getirmiş ve bu konuda düzenleme yapmaya başladığını duyurmuştu. Anlaşılan Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşananlar bir “fırsat” olarak değerlendirilerek gerileyen üniversiteli gençlik hareketi daha yoğun bir şekilde sindirilmeye çalışılacak ve buralardaki devrimci, demokrat öğrenciler hedef tahtasına konulacak. Yeni bir saldırı sürecinin sinyaliydi yaşananlar.

 

Peki bu durumda üniversite gençliği ne yapacak?

Demokratik mücadele alanlarının başında gelen üniversiteleri bu saldırılar ile birlikte çetin bir mücadele dönemi beklemektedir. OHAL’i yaşamın bir parçası haline getirmeye çalışanların, görünen o ki, kendilerine buldukları bu can simidini hiç bırakmaya niyetleri yok. Halihazırda akademide rektörler tarafından kimi öğretim görevleri ve öğrenciler ajanlaştırılmakta, bu yolla öğrencilere akademisyenlere baskı uygulanmaktadır. Daha yeni gerçekleşen Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’ndeki öğretim görevlisi Volkan Bayar’ın dört eğitim emekçisini katlettiği olaydan da görüleceği üzere yaratılan atmosferin ciddi sonuçları bulunmaktadır.

Bu ortama, saldırganlığa karşı üniversitelerdeki demokratik mücadele mevzilerimizi daha çok güçlendirmeye, zemini genişletmeye ihtiyacımız var. Üniversiteleri toplumsal sorunlardan, ülkenin siyasi atmosferinden soyutlamaya, üniversiteleri tek tipleştirmeye çalışanlara karşı mücadele alanlarımıza dört koldan sarılma aciliyeti kendini daha çok gösterir hale gelmiştir. Boğaziçili öğrencilere dönük saldırganlığın ardından gençlik örgütlerinin daha çok biraraya gelme ve bir süredir devam eden gençlik mücadelesindeki tıkanıklığa karşı birleşik bir gençlik hareketi yaratma tartışmalarını artırma yönelimi değerlidir. Bu tartışmaların daha güçlü bir parçası olarak, Boğaziçili arkadaşlarımızın cesaretini yayarak akademiye ve üniversiteli gençlik mücadelesine dönük saldırılara cevap verebiliriz.

 

(Bir ÖG okuru)

                  


Son Haberler

Özgür Gelecek yeni sayısı çıktı!

ozgurgelecek yeni sayı

Alt Menü