GüncelMakaleler

MAKALE | Kurumuş Ağacın Gölgesinde On Bin Fışkını Görebilmek!

"Mucizeler yaratabilmek, olayların doğal akışının ötesinde düşünebilmeyi, “zorluk, olanaksızlık değildir”i düstur edinip, bahanelere sığınmamayı, amaca odaklanmayı ve bu yolda yaşamını adamayı gerektirir"

Amaç, hayal deyince daha çok devrim anı, zafer oluşabiliyor kafalarda. Elbette ki, yolumuzun nihai amacıdır o büyük gün! Ama bu büyük düşün gerçekleşmesi daha nice işin, faaliyetin, günün gerçekleşmesine bağlıdır. Marks’ın tanımına dönersek, günlük yaşamdan kısa süreli çalışmalarımıza bir semtin, mahallenin, fabrikanın örgütlenişine her yerde hayallerimizin varlığına ve itici gücüne ihtiyaç duyarız.

Olanaksızlıklar içerisinde olanakları, kurumuş ağacın ötesindeki on bin fışkını, batık geminin yanından geçen bir yelkenliyi görebilmek yani umudu-inancı canlı tutabilmek ancak kavgasına, davasına, amacına büyük bir tutkuyla bağlananların harcıdır.

Devrimcilik; hayal gücü, inanç ve iradenin bileşimiyle mucizeler yaratımıdır. Bu tanımda, spritüel (tinsel) bir hava sezenler “Yok ya!” diyenler olabilir! Böyle düşünülmesinin iki nedeni vardır: Ya refleks olarak bir tepki verebilmiştir ya da devrimciliğin ne olduğu üzerine yeterince düşünülmemiştir! Bu yüzden okumaya devam etmeye davet dışında bir seçeneğimiz yok.

Gezi İsyanı, hepimize hayallerimizin elle tutulabilirliğini göstermişti. Yeni bir umut, “demek ki olabiliyormuş” sözleriyle bütünleşmişti. Gezi’nin geri çekilmesinden bir süre sonra Rojava’dan ve sonrasında Bakur’un birçok şehrinden yükselen özyönetim direnişleri, bize örgütlenmiş beden–zihin ve duyguların gücünü tekrar gösterdi! Kürt halkı büyük bir inançla, destansı bir direniş yazdı!

Savaş yengiler–yenilgiler üzerinden yürür/yürüyor. Kitlelerin ruh hali de savaşın iniş çıkışlarına göre şekillenir. İsyanın, direnişlerin ardından devrimci hareketlerin de geri çekilmesi, TC’nin ayakta kalabilmek için Kürdistan’ın bütün parçalarına yönelik emperyalist güçlerle kol kola girerek geliştirdiği saldırı, işgale girişmesi karşısında direnişte alınan kısmi yenilgiler, son üç yıldır OHAL dönemiyle başlayan devlet saldırılarıyla genel olarak geri çekilmeci, “ne yapabiliriz ki”, “olanaklarımız bu kadar” şeklinde bir ruh halinin oluşmasına yol açmıştır!

Bütün bu süreçlerin sonucunda en çok tahribata uğrayan yanın devrimci inanç ve örgüt bilinci olduğuna kuşku yok. Sosyalizmin gerçekleşebilirliğine inanç ve bunun ancak bir örgütle yani adlı adınca söylersek Komünist Parti ile gerçekleşebilirliğine olan inançtaki kırılmadan bahsediyoruz. Elbette ki bu kırılma ve tahribatta örgütlerin kendilerinin de çok önemli bir payı olduğunu söylemeliyiz. İster yengi ister yenilgi olsun; sağlam, çelikleşmiş bir örgüt; saflarını korumayı, ürettiği doğru politikayla sağlayabilmelidir.

Yenilgiler de saflarını dağıtmadan aradaki birliği koruyarak çekilebilmek savaşçı bir gücün en önemli meziyetlerinden biri olmalıdır. Ancak ne isyan ve direnişler büyürken ne de geri çekilme–yenilgiler olurken bu doğrunun yeterince hayata geçirildiğini söyleyemeyiz. Bütün bunların sonucunda ortaya çıkan kırılma ve tahribat gözümüzün önündedir. Elle tutulur kadar somuttur. Görmezden gelmek yani gerçeğe cesaretle bakmaktan kaçınmak sadece bize kaybettirir! İnanç

olmadığında hareket olmaz; bedel ödeme, zorlama, direniş, ileri atılma, olanaklar yaratma, günün her anını devrime adama olmaz. Çünkü devrimcilik aynı zamanda her zaman sıfırdan başlayabilme iradesi ve gücüdür. Bütün komünist partilerin çıkışları öyle değil midir?

Uzun yolların yolcusudur devrimciler…

Direniş, dayanma, sabır, kararlılık uzun yolların yolcusu olabilmenin özellikleridir. Bir Çin halk sözü “Uzun bir görev, bir adamın (biz insanın diyelim!-yn) yürekliliğini ispatlar” der. Bizim uzun bir yolun yolcuları olduğumuza, görevimizin uzun olduğuna hiç kuşku yok. Bu yol öyle ki, her bir adımındaki engel ve zorluklar diğer adımdan farklı.

Bu yol öyle ki, her adımı atarken üzerinde fikir yürütmeyi, yeni yol ve yöntemleri kullanabilme becerisine sahip olmayı gerektirir. Bu yol öyle ki, bazen binlerle yürünürken bazen tek kişi kalabilmeyi göze almayı gerektirir. Elbette ki alışkanlıklarının kölesi olanlar; duygu, düşünce ve fiziksel örgütlenmeyi yapamayanlar, inancının haklılığından sürekli beslenmeyenler bu yolu aşmakta zorlanırlar, yürüyemezler. Bu nedenle her adım, geri çeken ne varsa sürekli hesaplaşarak atılmak zorundadır.

Daha uzaklaşmadan; hayal gücü, inanç ve iradenin bileşimiyle mucizeler yaratımı tanımımıza dönelim. İnanç ve irade sıklıkla kullanıldığı için altı daha doldurulabilir kavramlardır. Peki ya “hayal gücü”!

Marks “her emek sürecinin sonunda daha önceden işçinin imgeleminde başlangıç halinde var olan bir sonuç elde ederiz” der. Bütün işlere öncesinde kafada az çok tahayyül edilerek başlanır. Böyle bir tasavvurun olmaması gözleri kapalı ve daha önemlisi elindeki malzemeyle ne yapacağını bilmez bir şekilde işe başlamak anlamına gelir.

Hayal gücünün daha geniş bir açımlamasını bize verecek başka bir alıntıya başvuralım. Bu Lenin’in Pissarev’den alıntısıdır: “Benim düşüm, olayların doğal akışının ötesine geçebilir ya da olayların doğal akışının hiçbir zaman gitmeyeceği bir doğrultuya sapabilir. Birinci halde, düşten hiçbir kötülük gelmez, çalışan insanın enerjisini destekler, güçlendirir bile…

Böyle düşlerde çalışma gücümüzü çarpıtacak ya da felce uğratacak hiçbir şey yoktur. Tam tersine, eğer insan böyle düş görme yeteneğinden tamamen yoksun olmasaydı, ara sıra zihni ilerilere atlayarak ellerinin henüz biçim vermeye başladığı ürünün tam ve eksiksiz tablosunu göz önünde canlandıramasaydı, o zaman insanı sanat, bilim ve pratik çaba alanında büyük ve zahmetli işlere girişmeye ve tamamlamaya hangi itici gücün sürükleyeceğini düşünemezdim bile…

Eğer düş gören kimse düşüne ciddi olarak inanırsa, yaşamı dikkatle gözler, gözlemlerini gökte kurduğu şatolarla karşılaştırırsa ve eğer genel olarak söylemek gerekirse, düşünün gerçekleşmesi için bilinçli olarak çalışırsa, düş ile gerçek arasındaki ayrılığın hiçbir zararı olmaz. Düşlerle yaşam arasında bir bağ varsa her şey yolundadır.”

Eğer uzun ve meşakkatli yolun bizi ulaştıracağı yeri hayal edemiyorsak bu yola çıkmak için de bir nedenimiz olmaz. Eğer bu yolun her adımında amacımızın, hayalimizin verdiği itkiden faydalanamıyorsak, gün gelir nefesimiz yarı yolda

tükenir. Çünkü hayalin unutulması, amacın gözden kaybolması, aslında kendini unutma, kendini kaybetmedir. Artık rüzgarda salınan, yaprak gibi olunmasının önünde bir engel kalmaz. Zafer sarhoşluğu veya yenilgi yılgınlığı, karamsarlığı, dağınıklığı içerisinde salınıp durulur. Fakat bu da çok uzun sürmez genelde, hayat bu salınımın dışına atar bir gün o kişiyi…

Amaç, hayal deyince daha çok devrim anı, zafer oluşabiliyor kafalarda. Elbette ki, yolumuzun nihai amacıdır o büyük gün! Ama bu büyük düşün gerçekleşmesi daha nice işin, faaliyetin, günün gerçekleşmesine bağlıdır. Marks’ın tanımına dönersek, günlük yaşamdan kısa süreli çalışmalarımıza bir semtin, mahallenin, fabrikanın örgütlenişine her yerde hayallerimizin varlığına ve itici gücüne ihtiyaç duyarız.

Faaliyet alanımızı her geçen gün genişletmeyi, kitle ilişkilerini artırmayı, bir fabrikada grev örgütlemeyi, okulun tüm öğrencilerini boykota katabilmeyi, Dündül Dağı’nın tepesinde kızıl bayrak asabilmeyi, kadınların erkek ve devlet şiddetine karşı yaygın savunma birlikleri kurmasını hayal edemeyen ve bunun itki gücüyle harekete geçemeyenler, olanaksızlığı olacağa çevirip mucizeler yaratabilirler mi?

Sadece kendi üzerimize düşen belirli sorumlulukları yerine getiriyorsak veya faaliyet alanını büyütme, ilişkilerimizin sayısını artırma, stratejik amaçlarımıza uygun hazırlık yapma ve yaptırma amacını taşımıyorsak hangi hayalimiz gerçekleşebilir? Bu çapı belli bir çemberin çevresinde dolanıp duran ve gün geçtikçe enerjisi tükenen, tükendikçe içine çöken bir yapının, bir kişiliğin oluşma nedenidir. “Neyin hayalini kuruyoruz ve ne yapıyoruz?” Bu iki sorunun cevabı arasındaki açı farkı, yaşamımızın merkezinde ne olduğunu, devrimciliği nasıl anladığımızı verir bizlere.

Sıkıyönetimin, darbenin koşullarında ekilen tohum

12 Mart 1971 Muhtırası yeni verilmiş, sıkı yönetim ilan edilmiştir. Halkın üzerindeki baskı, şiddet ve kovuşturmacalar en üst boyuttadır. Devrimciler görüldükleri yerlerde katledilmekte, yakalananlar ise günler haftalar süren işkenceli sorgulardan geçirilmektedir. İşte böyle bir zamanda Temmuz 1971’de Antep’te bir çay bahçesinde 12 Mart’tan beri illegale geçmiş olan Kaypakkaya o dönem yoldaşı olan Oral Çalışlar’a hayalini anlatır:

“Ne düşünüyorum biliyor musun, bir ihtilalci köylü birliği ağalığın olduğu bir köye baskın yapacak, ağayı ilkel silahlarla öldürdükten sonra arkasında propaganda birliği köye gelecek ve bir tiyatro oyunuyla bu eylemin pekişmesini sağlayacak.”

Oral Çalışlar için bu bir ütopyaydı! Yani Pissarev’ın anlattığı ikinci tip zararlı olan düşlerdendi. O gece kalabilecek bir yerleri dahi yokken Kaypakkaya’nın büyük bir inançla anlattığı bu hayali Çalışlar’a göre mevcut gerçekliğin içinde sözü bile edilemeyecek bir şeydi.

Bu nedenle “sorumlusu” olarak kızar Kaypakkaya’ya. Koşullara, olanaklara sıkışmış bir zihnin uzun, meşakkatli ve karmaşık yolları aşındıramayacağını söylemiştik. Oral Çalışlar’ın sistem içine hızlıca kayan hikayesi bizler için sadece buna örnek olma anlamında önemlidir. Kaypakkaya ise bu hayalini gerçekleştirecek örgütü kurma hazırlıklarına başlar, hem teorik hem politik hem de örgütsel olarak. Kısa ömrünün son iki yılında zorluklara, saldırılara, dört mevsime dayanan bir tohum eker…

Kaypakkaya, “mucize” yaratma peşindeydi. Kaypakkaya’ya göre “hayatın mantığını kavrayamayan, kendi dışındaki olguları ciddiye almayan birisi mucizeler yaratamaz”dı! Ama bizim mucizelere ve mucize yaratanlara ihtiyacımız var.

Mucizeler yaratabilmek, olayların doğal akışının ötesinde düşünebilmeyi, “zorluk, olanaksızlık değildir”i düstur edinip, bahanelere sığınmamayı, amaca odaklanmayı ve bu yolda yaşamını adamayı gerektirir.

Komünist Parti’nin tarihi, dünya tarihi, hayale, inanca ve iradeye dayanan sayısız mucizeyle doludur. Biz de 49 yıl önce ekilen ve günümüze kadar nice badireler atlatan “tohum”u bu sefer büyük ve geniş dallarıyla bir ağaca, bir ormana çevirme hayalimizi yerine getireceğiz.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu