Anasayfa Manşet TTE saldırısı topyekün bir direnişle püskürtülebilinir!

TTE saldırısı topyekün bir direnişle püskürtülebilinir!

Salı, 05 Eylül 2017 08:57
Yazdır PDF

21314313 617517791969560 2014795561145591936 nH.Merkezi: Halkın Günlüğü gazetesinin devrimci güçlerden ESP, BDSP, SMF(Sosyalist Meclisler Federasyonu) ve Partizan ile Tek Tip Elbise saldırısının siyasal arka planı ve nasıl bir tavır geliştirilmeli noktalarında gerçekleştirdiği "TTE saldırısı topyekün bir direnişle püskürtülebilinir’’ başlıklı röportajı okurlarımızla paylaşıyoruz.

 

Burjuva siyasal iktidarın halklara yönelik genel saldırısı kapsamında Tek Tip Elbise saldırısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Partizan: T.Erdoğan’da kendinden önceki faşist yöneticiler gibi kaybetme korkusu yaşıyor. Onun korkusunun daha büyük ve daha derin olduğuna şüphe yok. Çünkü o, devletin şu ya da bu iktidar organına değil, devlet iktidarının bütününe egemendir. Hakim kliği devlet iktidarından temizlemiş ya da kendine tabi kılmıştır. Onun korkusu kaybetmeleri halinde büyük kaybedecek olan büyük kazananların korkusudur. Faşizm ile yönetiyor olmaları Türk hakim sınıflarını ve iktidara hakim kliklerini rahatlatmıyor.

Toplumsal çelişkiler ki bunlar içerisinde özellikle sınıfsal, ulusal, inançsal ve cinsel çelişkiler öylesine derinleşmiş ve demokratik bir çözüm en yakıcı biçimde kendini dayatmışken “bastırmak” “diz çöktürmek” gibi faşist yöntemler dışında bir çözüm biçimine ve gücüne sahip olamamak yönetememe krizinin yalnızca sürekliliğini değil, onun derinleşmesine de neden oluyor. Mevcut yapının sürdürülür olmasının yolu olarak başvurulan faşizm, Yeni Demokratik Devrimin sosyal ve siyasal güçlerini darbelemeyi, bastırmayı varoluşsal bir ödev olarak görür. Türk-Kürt ulusu ve diğer azınlık milliyetlerden Türkiye halkının demokratikleşme talebi, faşist diktatörlükle geciktirilmeye çalışılan, çoktandır zamanı gelmiş bir taleptir. Bu talep Türk komprador burjuvazisinin üssü TÜSİAD ya da siyasi temsilcileri olan AKP, CHP, MHP gibi faşist partiler veya efendileri Avrupa ve ABD emperyalizmiyle karşılanır ya da gerçekleşir bir talep değildir. Bilakis bu güçler demokratikleşme önünde esas engellerdir ve yıkılmaları, parçalanmaları gerekir. Bugün yaşanılan kaosun özünde çözüme kavuşturulmamış bu çelişki yatmaktadır.

Bugün ki çatışma çeşitli ulus, inanç ve cinsten ezilen Türkiye halkının Yeni Demokratik Türkiye istem, özlem ve mücadelesi ile emperyalizm ve uşaklarının hâkimiyetinde çürümüş, yozlaşmış alabildiğine gericileşmiş Türkiye arasındadır. Tayyip Erdoğan ve partisi, ömrü çoktan dolmuş bu eski Türkiye bir an daha yaşasın diye faşist devletin çarklarını en baskıcı, en kanlı, en sömürücü biçimde döndürmeye çalışmaktadır.

OHAL’in kendini ilk gösterdiği yerlerin sorgu merkezleri ve hapishaneler olması OHAL gerçekliğini ele veriyor. Kısa sürede hapishaneler “Gülenci-darbeci” iddiasıyla tutuklananlarla doldu taştı. Fakat F.Gülencilere dönük yaygın tutuklamalar olsa da saldırı oklarının asıl hedefinde çeşitli ulus, inanç ve cinsten emekçi Türkiye halkları ve onun örgütlü, öncü güçlerinin olduğu görüldü. Bütün alanlarıyla Kürt Ulusal Hareketi, komünist ve devrimci güçler, ilerici demokrat kurum ve kişiler kafile kafile tutuklanıyor işlerinden oluyor. Hak gaspları ve ihlalleri görülmedik bir çeşitlilik yaygınlık ve yoğunlukta yaşanıyor. İşte bu koşullarda adeta kambersiz düğün olmaz misali (Tek Tip Elbise) TTE gündeme getirildi.

TTE için darbeci iddiasıyla tutuklu bulunan bir askerin giydiği “HERO” yazılı bir tişört gerekçe gösterilse de, faşizmin bütün bir toplumu iradesizleştirme, ona kalıplar dayatma, bu kalıplar içinde yaşamaya zorlama anlayışının bir ürünüdür. Zamanlamanın bugün olması, yönetememe krizinin derinleşmiş olmasındandır. Böylesi koşullarda faşizm; örtük, dolaylı uygulamalardan çıkıp, en çıplak hali ile olabildiğince görünür olmaya çalışır. Fakat onun handikapı, bastırma, ezme yönlü işledikçe etki gücünün azalması ve karşısına aldığı cephenin büyümesinde yatar. Faşizm bu koşullarda bozkırın kuruyacağını, küçük bir itirazın, bir direnişin dahi bozkırı tutuşturmaya, dalga dalga yayılmasına yeteceğini bilir bilmesine ama o “ölüm parendesini” atmaktan gayrı bir umarı yoktur.

ESP: Politik İslamcı faşist Saray diktatörlüğü halklarımızın adalet, özgürlük ve devrim mücadelesini her ne pahasına olursa olsun bastırmak için gözü kara bir terör rejimi uygulamaktadır. Faşist diktatörlüğü “tek adam” iktidarı yönünde tahkim edebilmek ve yapılandırabilmek için süreklileşmiş OHAL/KHK rejimi devreye sokulmuştur. Ancak tüm baskı, saldırı ve katliamlara rağmen toplumsal muhalefetin devrimci, yurtsever, anti faşist ve demokratik güçlerinin direnişini kıramamış, halklarımıza boyun eğdirememiştir.

Yeniden gündemleştirilen “Tek Tip Elbise” dayatması da, zindanlarda tutsakların sürdürdüğü direnişi kırarak teslim almak, ideallerinden vazgeçirtilmek, onursuzlaştırmak, kimliksizleştirmek ve zihinlerde hegemonya kurmak için geliştirdiği karşı devrimci bir saldırıdır. Bu saldırı somut olarak zindanlardaki devrimci tutsaklara yönelse de, daha önceki deneyimlerden de biliyoruz ki, “dışarı”da sürmekte olan mücadeleyi hedeflemektedir. Dışarıda diktatörlüğe karşı direnen veya direnişe atılmak isteyen halklarımıza karşı verilen bir gözdağıdır. Zindanda korkuyu egemen kılar ve teslimiyeti sağlarsa, “dışarı”da da tüm militarist aygıtlarıyla korkuya dayalı hegamonyasını kurmayı hedeflemektedir. İşçiler grev ve direniş yaparsa, ilericiler ve muhalifler sokağa çıkarsa, aydınlar seslerini yükseltirlerse, kadınlar, gençler, emekçiler ve yoksullar mücadeleye atılırlarsa, onlara, zindandaki işkencelerle karşılaşacaksınız demektedirler. Bu nedenle cemaatcı çeteler/Fettullah Gülen bahane edilerek getirilen Tek Tip Elbise saldırısı asıl olarak devrimci tutsakları hedef almaktadır. Siyasal, toplumsal ve ideolojik alanda geliştirdikleri tekçiliği zindanlarda uygulamanın daha elverişli olacağı düşünmektedirler. 12 Eylül'den sonra getirilen “Tek Tip Elbise” dayatması, 1996, 1999 katliamları ve 2000'lerde geliştirdikleri tecrit politikasının günümüzde devam ettiğini gösteriyor. Devrimci tutsaklar, tüm bu saldırılara karşı nasıl direndiyse “Tek Tip Elbise” dayatmasına karşı da öyle direnecektir.

Partizan: Tek Tip Elbise(TTE) saldırısını, bunca yıl sonra yeniden gündeme getirilmesi ve ne amaçladığıyla birlikte tartışmak faydalı olacaktır.12 Eylül Askeri Faşist Cuntasının ardından devrimci, yurtsever, ilerici tutsaklara dayatılan Tek Tip Elbise(TTE) saldırısı ile bugünkü koşullar arasında birçok açıdan benzerlikler söz konusu. Bilindiği üzere, 12 Eylül AFC en kaba anlamda; egemen sınıfların yaşama geçirmek istediği politikalar ve devletin hâkim sınıfların ihtiyaçları ekseninde yeniden dizayn edilmesi hedefiyle yaşama geçirildi. İstenen, gelişen ve kitleselleşen halk muhalefetini baskı altına almak, teslim almak ve diz çöktürmek, başka bir deyimle dikensiz gül bahçesi yaratmaktı.

Bu kapsamda işçi sınıfı ve emekçilere, Kürt halkına, Alevilere, kadın ve LGBTİ+lara yönelik topyekûn bir saldırı furyası yaşama geçirildi. Devlet, yüzüne taktığı parlamenter demokrasi maskesini bir kenara fırlatıp gerçek faşist yüzünü tüm çıplaklığıyla gösterdi. Toplumun belirlenen hedefler etrafında yeniden kalıba dökülmesi, 70’lerin devrimci hareketinin üzerinde yükseldiği toplumun dayanışma, bir arada durma gibi direncini ve mücadelesini besleyen kılcal damarlarındaki birikimini yok etmeyi, tek tip insan ve toplum yaratmayı amaç edinmişti.

Tek Tip Elbise(TTE), temelde içerdeki tutsaklar üzerinden, işçi sınıfı ve emekçi yığınlara korku salmak, tek tipleştirmek, mücadeleden koparmak adına yürürlüğe sokuldu. Topluma, hapishanelerdeki tutsaklar üzerinden mesaj vermek ve diz çöktürmek, TTE uygulamasının ana çıkış noktalarındandı. Zindanda tutsak edilmiş bireyi, siyasal kimliğinden fikirlerinden soyutlamak, kişiliksizleştirmek, onurunu kırmak böylece teslim almak, bunun üzerinden de dışarıya gözdağı vermek 12 Eylül cuntacılarının başlıca hedefiydi. Bu bağlamda TTE saldırısı, sadece zindanlardaki devrimci, yurtsever ve ilerici tutsakları değil esasta onların hedef tahtasına konulmasıyla toplumun kişiliksizleştirilmesi ve teslim alınmasıdır!

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yaşananlar çoktandır 12 Eylül sürecini geride bırakmış durumda. 15 Temmuz darbesini püskürten AKP iktidarı, kendi darbesini yürürlüğe soktu, başta iktidar katındaki rakipleri olmak üzere bir bütün olarak muhalefete saldırıya geçti.2002’den bugüne devletin emperyalistlerin ihtiyaçları doğrultusunda re-organizasyonu anlamına gelen başkanlık rejiminin yaşama geçirilmesi adına 15 Temmuz adeta bir manivela olarak kullanıldı.

AKP iktidarı, 15 Temmuzla tıpkı 12 Eylül darbecileri gibi devrimci, yurtsever, ilerici güçlere, toplumun tüm direnç odaklarına, özgürlük ve demokrasi uğruna yığınların umuduna yönelik kapsamlı bir teslim alma, diz çöktürme saldırısını yaşama geçirdi. OHAL’in ilan edilmesiyle Kanun Hükmünde Kararnamelerle(KHK) ülkeyi yöneten, en küçük hukuk kırıntısını da rafa kaldıran AKP iktidarı, bu yönelimin yeni bir halkası olarak 12 Eylülcüler gibi şimdide TTE’yi gündem getirdi. Hâkim sınıflar, tıpkı 12 Eylülcüler gibi, zindanlardaki tutsaklar üzerinden emekçi yığınları tek tipleştirme, onurunu kırma, iradesini parçalamak için harekete geçti.

BDSP: AKP iktidarı, OHAL ilanının ardından tek adam diktasını hayata geçirmek için adımlarını hızlandırdı. İşçi ve emekçilere yönelik sosyal yıkım politikalarını hayata geçiren AKP iktidarı “OHAL’i patronlar için ilan ettik” diyerek niyetlerini ve kime hizmet ettiklerini açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bir yandan da toplumsal muhalefetin oluşabileceği tüm alanlarda baskı politikaları yoğunlaşmaktadır. Her türlü hak arama eylemi OHAL gerekçesi ile yasaklanmakta, polis terörü gerçekleşmekte, gözaltı ve tutuklama terörü devreye sokulmaktadır. Bu baskı politikalarının en keskin şekilde yaşandığı alanlardan birisi de hapishanelerdir. Topluma tek tipleşmeyi dayatan AKP iktidarı, tek tip elbise ile hapishanelerde bunun en uç örneğini hayata geçirmeyi amaçlamaktadır.

FETÖ sanıkları bahanesiyle AKP iktidarı tutsaklara yönelik tek tip elbise saldırısını fiili olarak hayata geçirmeye çalışmaktadır. Bu saldırının başlıca amaçlarından birisi devrimci tutsakları kişiliksizleştirmek ve teslim almaktır. Bu saldırı Türkiye’de ilk kez gündeme gelmemiştir. Sermaye devleti birçok kez bu saldırıyı devreye sokmaya çalışmış, ancak başarılı olamamıştır. 12 Eylül döneminde devrimci tutsaklar TTE saldırısı karşında net bir tutum sergilemiş, önce açlık greviyle başlayan direniş eylemin 45. gününde ölüm orucuna dönüştürülmüştür. Abdullah Meral, Haydar Başbağ, Fatih Öktülmüş, Hasan Telci’nin şehit düştüğü bu eylemlerde devrimci tutsaklar teslim olmamışlardır. Bugün de devrimci tutsaklar TTE saldırısı karşısında net bir tutum açıklamışlardır.

SMF: İnsanlık tüm bir tarihsel evre buyunca zindanlarında egem olanla çatışma halindekileri ne ev sahipliği yaptırdı; bugün de öyle. Özel mülkiyet iktidarları ve kapitalist sistem yaşadıkça da böyle olacaktır.

Tek Tip Elbise saldırısının, şimdi bu zamanda gündeme getirilmesinin nedenini anlamamızı sağlayacak en yakın tarihi örnek,19 Aralık cezaevleri katliamı ve o dönemin siyasal gündemiyle bağlamıdır. Yani 19 Aralık’ta siyasal tutsakları tecrit etmenin çıkarlarını savundukları işçi emekçi ve ezilen kesimlerle ilişkisinin koparılmasında ne tür yarar umuldu; onlar tecrit edilmeden hangi siyasal sosyal dönüşüm ve saldırıları başlatma imkânı yoktuysa, bugünde yeniden zindanlardaki siyasi tutsaklara tek tip elbise politikalarıyla yönelme kararı olan devletin aynı nedenleri o dur. Politikalarının rahat uygulanmasını sağlayacak ilk hamle, tereddütsüz itiraz edecek olan ilk hedef olarak, susturması gerekenler politik kesimleridir. Bunların tutsaklıkla yoğunlaştırdıkları yerler de hapishanelerdir.

Bana karşı bugüne kadarki uygulanışında Irak, Libya, Mısır ve Suriye’de ne olduğu bilinir hale gelmiş “büyük Ortadoğu projesi” nin finali olan iki ülkeden biri olan (diğeri İran’dır) Türkiye hala bu projede aldığı role uygun davranmaktadır. İçte sürekli ve dozajı durmaksızın artırılan bir oranda devletten gelen terörist yöntemlerle içi içe baskı şiddet ve kıyımla yönetmeye devam etmek. Böylece, “ulus hukuku” içindeki her tür doğal farklılıkları uzlaşmaz çelişmeler kertesine getirilen ve o noktadan itibaren farklı ulusal, sosyal ve kültürel kesimlerin bir biri içinde yaşamasının olanaksız olduğu görüntü ve intibahı tartışmasız bir doğru olarak kabul edilene kadar mevcut düşmanlaştırmayı tamamlamak.

Başka bir deyişle, cumhuriyetin kuruluşundaki yok sayma, susturma, terörle bastırma nedeniyle iç mayalanması, hapsedildiği kabı taşma evresine ulaşmış sosyal, ulusal, kültürel çelişmeler artık hiçbir neden ve yöntemle yatışamayacak hale gelmiştir. Türkiye-Kuzey Kürdistan’da tüm bu çelişmeler özellikle de ulusal çelişme olarak tanımlanan Kürtlerin ve sosyal çelişme olarak tanımladığımız ezen-ezilen; burjuvazi –proletarya çelişmesi nihai değişim isteğinin eşiğine gelmiş bulunuyor. Bu eşik devleti ve onu işleten AKP iktidarını son bir hamleyle bu merhaleye uygun yeni politikaları devreye koyma zamanına getirmiş durumdadır ki bu yöntemler tek kaynağı şiddet olan bir zeminde devreye gireceğinden, bu toprakların ve bu halkın göreceği manzara, daha öncesinde benzerini göremedikleri içirikte, derinlikte ve yaygınlıkta olacaktır. İşte bu durumu analiz edip her gelişmede halkı uyandırmaya çalışacak olanların başında da işçi sınıfı ve ezilenlerin bu kanlı sistemden kurtulması için mücadele ederlerken tutsak edilmiş olan siyasi tutsaklar oldukları için yeni bir saldırı politikasını ilkin içerdekileri susturmak yönünde kararlaştırmaları anlaşılır bir şeydir.

 

Tek Tip Elbise saldırısına karşı nasıl bir politika ve karşı koyuş geliştirilmelidir?

Partizan: 12 Eylülcüler gibi Tayyip-AKP iktidarı da yağmur ekerken fırtına biçecektir. Bugün ki Türkiye gerçekliği ekonomik sosyal ve siyasal koşullar 12 Eylül 1980’e kıyasla sosyal ve ulusal kurtuluş hareketlerinin daha da lehinedir. Bu koşullarda faşizmi dizginlerinden boşaltmak Türk hakim sınıflarını düze çıkarmayacak bulundukları bataklığı daha da derinleştirecektir. Türkiye’nin çeşitli ulus, cins ve inançtan ezilen emekçi halkı, generallerin düdük sesiyle durmamış, devrimi ve Kürt ulusal mücadelesini nasıl sahiplenmişse bugün de Tayyip’in OHAL’ine, KHK’sına efelenmesine pabuç bırakmayacak.

Hapishanelerde ki tutsak Partizanlar ve diğer devrimci, yurtsever tutsaklar TTE’yi giymeyeceklerini, direnerek kazanacaklarını ilan ettiler. Bu direnişte devrimci tutsakların yanında olacak faşizmin gemi azıya almış saldırısını püskürtecek Demokratik Halk Devrimi mücadelesini daha da yükselteceğiz. Bu mücadelede ilham kaynağımız ezilen tüm dünya halklarının tarihsel mirasıdır. İlham ve güç kaynağımız, Gezi isyancıları, Metal Fırtına’nın yaratıcılar, Cizre’nin bodrumlarında, Sur ve Nusaybin’de teslim olmadan direnenler; Hatayi ve Serkan şahsında Aliboğazı’nda onikiler, sıkıştıkları evde bedenlerini patlatmakta tereddüt etmeyen Uğur ve Fırat ile birlikte Beşler, Rojava’da tüm ölümsüzleşen direnişçiler adına Nubar Ozanyan’dır.

ESP: Tek Tip Elbise saldırısına karşı mücadeleyi birbiriyle bağlantılı iki düzlemde ele alabiliriz. Birincisi, tutsakların zindanda sürdürdüğü çeşitli biçimlerdeki direnişler. İkincisi ise, bununla bağlantılı olarak “dışarı”dakilerin yani tutsak yakınlarının, kitle örgütlerinin ve devrimci, demokratik güçlerin mücadelesidir. Bu saldırıyı püskürtmek için bize tek bir ilke yön vermelidir. O da, direnişin büyümesi ve Tek Tip Elbise Saldırısının püskürtülmesi için birleşik ve ortak bir direniş ekseninin geliştirilmesidir. Zindanlarda tutsakların kendi arasında oluşturacağı birleşik mücadele temelinde iç örgütlülüğünü sağlaması önemlidir. 12 Eylül zindan direnişleri, ve tüm zindan deneyimleri fiili direnişten, açlık grevleri dahil değişik düzeylerde direniş biçimlerinden başka bir seçeneğin kazandırmadığını göstermiştir. Burada asıl görev “dışarı”ya düşmektedir. Tutsak yakınları, insan hakları örgütleri, demokratik kitle örgütleri, politik parti ve örgütler ve bireylerin ortak bir zeminde ve bir programa bağlanmış mücadelesinin geliştirilmesi elzem bir görevdir. Faşist Saray diktatörlüğü Tek Tip Elbise konusunda ısrarlı görünüyor. Faşist diktatörden daha kararlı bir mücadele yürütülmesi durumunda tutsaklar daha az bedel ödeyerek saldırıyı püskürtebilir. İçerde ve dışarıda birleşik karşı koyuş ve direniş temel politikamız olmalıdır.

Partizan: Açık ki egemen sınıfların saldırısı son derece kapsamlı, şiddetli ve ağırdır. Bugün söz konusu bu saldırıyı hiçbir gücün tek başına püskürtme gerçekliği yoktur. Saldırı, devrimci, yurtsever ve ilerici güçleri de parantezine alarak bir bütün toplumun İslamcı bir ideoloji etrafından yeniden kalıba dökülmesini içeriyor.

Devletin, yığınların gelişmesi muhtemel direnişi karşısında mevzilerini yeniden tahkim edilmesine yönelik bir hazırlıktan söz edilmeli.

Bu açıdan özgürlük ve demokrasi adına mücadele eden tüm güçlerin birada durması, ortak hareket etmesi ve saldırılara güçlü bir karşı koyuşu örgütlemesi acil bir ihtiyaçtır. En geniş birliktelikler kurmak, faşizme karşı etkin bir muhalefet cephesi örgütlemek anın öne çıkan görevidir.

TTE saldırısına karşı açık ki zindanlardaki tutsaklar fiili bir direniş geliştirecektir. Bu anlamda eylem biçimlerini yaratıcı bir şekilde, uygun zamanda yaşama geçirmek doğru olacaktır.

Elbise parçalanıp atılacaktır! Ne var ki içeriyle beraber temelde dışarıyı hedef tahtasına koyan böylesi bir saldırıya karşı da topyekûn bir direniş hattı geliştirilmelidir.

İnsan hakları örgütleri ve tüm tutsak yakınlarının duruşu bu mücadelede önemli bir rol oynayacaktır. TTE’nin neden bugün gündeme geldiğini ve ne amaçladığını en geniş kamuoyuna anlatmak önem taşıyor.

TTE saldırı sürekli güncellenen ve uzatılan OHAL’den, KHK rejiminden bağımsız değildir. TTE’ye karşı mücadele, işe geri dönmek için mücadele eden emekçilerin, KHK’lerle birlikte yaşanan hukuksuzluklara tepki gösteren yığınların, OHAL gerekçesiyle grevleri ve direnişleri yasaklanan işçi sınıfının, en geniş anlamda demokrasi ve özgürlük isteyen tüm kesimlerin mücadelesiyle birleştirilerek püskürtülebilir.

Saldırı bütünlüklü bir içeriğe sahiptir karşı koyuşta birleşik, ortak ve güçlü olmalıdır! Hem içeride hem de dışarıda böylesi bir duruşla saldırı püskürtülebilir!

BDSP: Yukarıda da belirttiğimiz gibi geçmişte de devreye sokulmaya çalışılan TTE saldırısı devrimci tutsaklar tarafından direnişle karşılanmıştır. Bunun dünyada da pek çok örneği bulunmaktadır. İrlandalı özgürlük mahkûmlarının, İngiliz sömürgeciliğinin, Vietnam’da Saygon Zindanlarında tutsakların Amerikan emperyalizminin tek tip dayatmasına karşı yükselttikleri direniş ilk akla gelenlerdir.

TTE’ye karşı tutsakların hapishanelerde yükselteceği birleşik mücadele önemli bir noktada durmaktadır. Ancak bununla birlikte dışarıda toplumsal muhalefetin vereceği yanıt da önemlidir. Kıdem tazminatımıza göz diken, çocuklarımızın geleceğini çalan, bizleri işsiz bırakan, kamu emekçilerini bir gecede yayınlanan KHK’larla işinden eden, Nuriye ve Semih’i öldürmeye çalışan bu düzen şimdi de TTE saldırısını devreye sokmaya çalışmaktadır. TTE saldırısı bu bütünlük içerisinde değerlendirilmelidir. Kısacası saldırıyı püskürtebilecek güç içeride ve dışarıda “topyekûn saldırılara karşı topyekûn direniş” bakış açısı ile örülmesi gereken birleşik mücadelenin ürünü olacaktır.

SMF: Tek tip elbise saldırısı yeni olmayacaktır. Ve yeniden başlatılan bir saldırı olarak da, kendi geçmiş tecrübelerinin ışığında tekrarlanmaktan başka bir yararı da olmayacaktır.

12 Eylül döneminde siyasi tutsaklar kimi cezaevlerinde bu saldırıyı tereddütle karşılasalar da, bu elbiseyi giymediler. Açlık grevi, ölüm oruçları ve ağırlıklı olarak da fiili direnişle karşı koydular. Yıllarca don ve atletle yaşadılar. Öylece mahkemelere, hastaneye ve ziyaretçi görüşüne gidip geldiler. O elbiseleri de yırtıp attılar. Çoğu yerde ise o elbiseleri lime, lime parçalayıp yağlayarak onlarla yemek ısıtıp, menemen yaptılar.

Bu tecrübe ve devrimci kararlılığı kendi tecrübesi olarak hafızlayan bugünkü siyasi tutsaklar da bu mavi veya turuncu çaputu giymeyecek: insan onurunun bir bütünlük, bir süreklilik ve yaşanmışlıkla anlama döküldüğünü dünkülerden daha bütünlüklü kavrayanlar olarak, bugünkü faşizme bir kez daha hatırlatacaklardır. Elbette bu zor olacaktır: bu kesin. Ama devrimciler hem zorbalığı ortadan kaldırmaya, hem de mevcut sosyal çelişkileri çözmeye kendi iradeleri ve rızalarıyla gönüllü olmuş; gelecek toplum kişileri ve o ufkun hayallerini kuranlar olarak tüm zorluklarla çatışma sürecinde devrimci ve komünist kimliklerini edinenlerdir. Dün olduğu gibi buğun de bu kimliği, bu iradeyi ve bu ufku lekesiz olarak koruyacaklardır. Devrimci ve komünist tutsaklar açlık grevleri, fiili direnişler vb bütün mücadele araçlarını en etkin biçimde devreye koyarak saldırıları bir kez daha püskürtme kudretine fazlasıyla sahiptir.

TTE saldırısı içeri ve dışarısıyla bir bütün tüm toplumu esir alma ve susturma saldırısıdır. Dolayısı ile bu muhtevadaki bir saldırı ancak ve ancak içerisi ve dışarısıyla topyekün bir mücadele hattı yaratılarak parçalanabilinir. Bu bağlamda başta sürecin öznesi olan devrimci ve komünist güçler olmak üzere bir bütün toplumsal muhalefet bu gündem etrafında bir araya getirilerek güçlü bir karşı koyuş örgütlenmelidir. Bizler SMF olarak bu noktada geçmiş tarihsel birikimleri ve siper yoldaşlığı bilincini kuşanarak hareket edeceğimizi buradan açıkça ifade ediyoruz’’

 

 

Kaynak: Halkın Günlüğü