Makaleler

68 RUHU 50 YAŞINDA | Aynı ruh ülkemizin dağlarında,  hapishanelerinde ve Rojava’da geziyor

1968 yılının 50. yılında çıkartılması gereken en önemli ders; 68'in ihtilalci ruhudur. 68, sadece ihtilalci ruh bir ruh değil, aynı zamanda bir dayanışma ve enternasyonalist ruhu da içeriyordu

1968 işçi ve öğrenci hareketinin 50. yılındayız. 1968 hareketini ortaya çıkartan ve aynı zaman diliminde bir dinamo etkisiyle dünyanın birçok coğrafyasına yayılan etkisi ve ortaya çıkardığı ihtilalci ruhu anlamamız için hareketin kendisini iyi tahlil etmek gerekir.

II. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası tekelci burjuvazi, 1917 Ekim Devrimi’nin dünya çapındaki etkisini kırmak, sosyalizme karşı yükselen sempatiyi aşağıya çekmek ve komünizme karşı açılan ideolojik savaşı etkin kılmak için geliştirdiği sosyal devlet anlayışı sınıf mücadelesinin önünü kesmede gerekli etkiyi göstermedi. 1960’larda başlayan ve 1970’lerin ortalarına kadar süren kapitalist emperyalist sistemin girdiği ekonomik krizi aşmak için aldığı önlemler, sistemin yeni arayışlarını ve değişimlerini birlikte getirdi. Sosyal hakların kısıtlamasıyla ekonomik dar boğaza sokulan kitlelerde artan işsizlik, sisteme karşı öfkenin birikmesine neden oldu. Devrimci durum birçok ülkede daha da olgunlaştı ve yükseldi.

Kapitalizmin bunalttığı gençlik, işçilerin öfkesi, köylülerin toprak talepleri, cinsel tercihler üzerindeki yasaklar, ulusal baskı ve ötekileştirmeyle biriken toplumsal öfke dünyanın önemli coğrafyalarında yeni arayışlar ve kurtuluş manifestolarıyla birleşerek patlamalara neden oldu.

’68 hareketinin öznesini oluşturan öğrenci ve işçi kitlelerinin büyük öfkesi şehirleri sarmalamış ve burjuvazinin yaşadığı korku ve endişe sonrasının saldırı nedenlerini oluşturmuştur.

1968 yılının gök gürültüsü ve çakan şimşekler öncesi biriken bulutların en büyük kütlesini –1966 yılında Çin’de Mao Zedung önderliğinde başlatılan Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin dünyaya yayılan etkisini görmemek ’68 hareketine ruhunu veren gelişmeleri anlamada eksik bir taraf bırakır. 1917 Ekim Devrimi’nin dünyaya yayılan etkisi ve Ekim Devrimi’nin sadece Rusya’ya özgü olmaktan çıkarak evrensel bir standart olmasını 1949 yılında Çin’de gerçekleşen devrim izlemiştir. Çin Demokratik Halk Devrimi, yarı-sömürge, yarı -feodal ülkeler için evrensel bir standart oluşturdu. Mao Zedung’un ML’ye yaptığı katkılardan biri de, sosyalizmde sınıflar ve sınıf mücadelesinin sosyalizmde de süreceği ve kimin kazanacağının hala belli olmadığı tezidir. Bu tezin doğruluğu ve önemi, başta Sovyetler ve bizzat Mao’nun ülkesi Çin’de olmak üzere defalarca ispatlandı. 1917 Ekim Devrimi’yle başlayan ve dünyanın büyük bir coğrafyasında demokratik cumhuriyetlerin ve sosyalist ülkelerden bugüne geriye bir tek ülkenin kalmaması, tüm kazanılmış mevzilerin, komünist partisi içinde boy veren yeni burjuvazinin eline geçmesi her şeyi anlamaya yeterlidir. İşte bunu Çin özgülünde gören Mao Zedung, 1966 yılında yeni burjuvaziye karşı başlattığı BPKD ile sosyalizmden geriye dönüşü engellemiş ve sosyalist Çin’de yeni bir devrim yaparak yeni bir standart oluşturmuştur. İşte bu etki tüm dünyaya yayılmış ve sosyalizme karşı sempatiyi yükselterek yeni komünist partilerin doğmasına yol açmıştır. Örneğin İbrahim Kaypakkaya’nın da belirttiği gibi Türkiye’de TKP/ML’nin kuruluşu BPKD’nin doğrudan sonuçlarındandır.

BPKD’nin de etkisiyle ’68 gelmeden önce dünyanın değişik ülkelerinde sivil itaatsizlik, savaş karşıtı hareketler hareketin temel öğelerini oluşturdu. Savaş karşıtı hareketin en örgütlü ve etkin biçimi ise ABD’de ortaya çıktı. ABD’nin Vietnam’ı işgaliyle birlikte, askere gitmeyi ret edenler ve savaş karşıtı toplumsal kesimler içinde gençlik önemli bir yer tutuyordu.  Savaş karşıtı hareketin giderek büyümesiyle başını Martin Luhter King’in çektiği Yurttaş Hakları Hareketi ortaya çıktı. Keza 1966 yılında kurulan Kara Panter Partisi ’68 hareketine giden yolda önemli bir kilometre taşıdır.

1968’in iz bırakan hareketlerden biri de Fransa’dır. 22 Mart 1968 yılında Fransa’nın başkenti Paris’in yerleşim yeri Nanterre’de büyük bir öğrenci isyanı başladı. Hareketin öznesini, Paris’te bulunan Amerikan Ekspres şubelerine karşı yapılan saldırıda, bu olaya karışan bir öğrencinin tutuklanmasına karşı öğrencilerin öfkelerinin sokağa taşması idi. Özünde ABD karşıtlığında ifadesini bulan bu anti-emperyalist hareket giderek ülkenin birçok bölgesine yayıldı. 6 Mayıs’tan itibaren üniversitelerin bulunduğu Quartier Latin’de öğrenciler ve polisler arasında büyük çatışmalar yaşanmaya başlandı. Bu çatışmalara tanıklık eden Henri Weber daha sonra şöyle yazacaktı; “Fransız tarihinde barikatlar hep halk ayaklanmalarının kahramanlıklarına karışmıştır. 1830, 1848 ve (1871) Paris Komünü. Barikat bir simgedir, kralların ve gericilerin ordularına karşı işçilerin, fakirlerin savunusu…” Öğrencilerin “Barikatlar Gecesi” adını verdikleri bu direniş 12 Mayıs 1968’de dokuz milyon işçinin katıldığı genel grevlerle devam etti. İşçiler birçok fabrikayı işgal etti, işçi sınıfının önderlik etmediği bu ayağa kalkış bir süre sonra geri çekilmek zorunda kaldı.

Avrupa’da Almanya’daki öğrenci gençlik önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle 1960’ların başında Batı Almanya’da parlamento dışı bir muhalefetin gelişmesi dikkatleri çekiyordu. Öğrenci gençlik hareketlerinin başını çektiği bu hareketin çıkışı daha çok silahlanmaya karşı yürütülen kampanyalar oldu. ABD’nin Vietnam işgaline karşı gelişen ABD karşı hareketler daha belirgin bir şekilde ortaya çıkarken, Haziran 1967 tarihinde İran Şahı Rıza Pehlevi’nin Almanya’yı ziyaret etmesiyle başlayan protestolar ve bu gösteride Benno Ohneborg adlı göstericinin polis tarafından açılan ateşle öldürülmesi, hareketin dönüm noktası oldu. Bu aynı zamanda Almanya’da radikal hareketin de ilk çıkışını sağladı. 2 Nisan 1968 tarihinde Almanya’nın Frankfurt şehrinde iki mağazanın ateşe verilmesi büyük bir yankı yarattı. Bunu takip eden günlerde, 11 Nisan 1968’de öğrenci önderlerinden Rudi Dutschke’nin bir Neo-Nazi tarafından silahlı saldırıya uğraması, öğrenci gençlik hareketi içinde silahlı mücadele tartışmalarını da beraberinde getirdi. Bu tartışma 1970 yılında RAF‘ın kurulmasını sağladı.

1968 hareketi Avrupa’nın diğer ülkelerinde olduğu gibi İtalya’da öğrenci gençliğin başlattığı eylemlerle sürdü. İtalya’ya da 1967 yılında başlayan öğrenci hareketi 1977 yılına kadar aralıksız sürdü. İtalya’da hareketin ilk kıvılcımları savaş karşıtı mücadele ve yarı-sömürge ülkelerdeki ulusal kurtuluş ve ant-emperyalist mücadelelere duyulan ilgiyle yol aldı.

1965 yılının sonlarına doğru dönemin Ulusal Öğrenci Birliği üniversitelerde reform yapılması için harekete geçen gençliğin bu talebi dönemin Ulusal Öğrenci Birliği yöneticileri tarafından görmezden gelindi. Bir kısım öğrenci UÖB’den ayrılarak bağımsız hareket etmeye başladı. Nitekim, 1967 yılında Torino’da militan öğrenciler geniş gençlik kitlesiyle hareket ederek yeni bir üniversite kampüsü inşa etmeye karar verirler. Talepleri reddedilen öğrenciler üç ay boyunca üniversiteyi işgal ederler. İtalya’daki öğrenci hareketini özetlemek gerekirse; “Komünist Parti’nin Gramsci’nin fikirlerini benimsemiş/sahiplenmiş olması, İtalyan öğrencilerin parti kadar, Gramsci’nin fikirlerini de revizyonist görmelerine yol açar. 1968 yılına dek öğrencilerin karşılaştıkları işçiler, sözde sınıf bilincine sahip olan parti ve bu partilerin denetiminde olan sendikalarda örgütlenmiş işçilerdir. Öğrenci militanlığının fabrikalara da sirayet edeceği endişesini taşıyan sendika ağaları, öğrencileri yönlendirmeye ya da yalıtmaya çalışırlar. Ancak öğrencilerin niyeti, sadece sendika liderleri ile ilişkili olarak kalmak değil, kitlesel olarak işçilerle karşılaşabilmektir. Genç fabrika işçileri ve üniversite çalışanları ile ilişkiye geçerler. Sendikanın bürokratik ve otoriter yapısına karşı bir eleştiri geliştirirler.” (John ve Barbara Ehrenreich, “The European Student Movements” [Avrupa Öğrenci Hareketleri], Monthly Review, Cilt 20, Sayı 4, Eylül 1968, s. 14-37)

İtalya’da 1968 hareketinin ortaya çıkardığı en önemli oluşumlardan biri de 1970 yılında kurulan Kızıl Tugaylar örgütüdür. Örgüt küçük burjuva bir hareket olarak ortaya çıksa da, İtalyan devletinin zora dayanan silahlı bir mücadeleyle yıkılacağını savunarak dikkatleri üzerine topladı.

1968 hareketinin ülkemizdeki iz düşümü tüm diğer ülkelerden farklılık arz etmiştir. Gençlik hareketinin ilk örgütlü gücü 12 Kasım 1965 tarihinde FKF‘nin Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde kurulması olmuştur. FKF dönemin öğrenci gençlik hareketinin en ileri ve politik gücü olarak 1971 devrimci çıkışında önemli bir rol oynamıştır. FKF içindeki politik tartışmalar ve ayrışımı ile milli demokratik devrim ve sosyalist devrim ayrışmasında Kaypakkaya yoldaş, MDD’yi savunan kesim içinde yer aldı.

Türkiye’de 1968 hareketine giden yolun ilk kıvılcımı 1967 yılında 6. Filo’ya karşı örgütlenen protesto eylemidir. 6. Filo’nun Türkiye’den ayrılmasından sonra 1968 yılında yeniden Türkiye gelmesiyle başlayan eylemler, anti-emperyalist protesto eylemlerinin de ilkleri arasında yer aldı. 6. Filo’nun 1968 yılında yeniden Türkiye’ye gelmesi üzerine büyük protestolarla karşılandı. Gösteriler sonrası İTÜ Gümüşsuyu öğrenci yurdunda polisle çatışan öğrencilerden Vedat Demircioğlu’nun polis tarafından yurdun camından atılarak katledilmesi sonrasında, öğrenciler Dolmabahçe’ye yürüyerek Amerikan askerlerini denize dökerek dünya tarihine geçtiler.

1968 öğrenci hareketinin bu devrimci ruhu 1971’de örgütlenmiş üç ihtilalci örgütünü ortaya çıkardı. THKPC, THKO ve TKP/ML, Türkiye devrimci hareketinin soy ağacının dalları olarak tarih sahnesine çıktılar. Bu hareketler içinde TKP/ML’nin durduğu yer ve Kaypakkaya’nın ortaya koyduğu düşünceler, kendi içinde bir devrim niteliğindeydi. Devlet tahlili, Kemalizm, ulusal sorun, devrimin niteliği ve devrimin yolu inkarın inkarı olarak, 50 yıllık pasifist ve reformist düşünceleri alt üst ederek tarihe silinmemek üzere kazındı.

1968 yılının 50. yılında çıkartılması gereken en önemli ders; 68’in ihtilalci ruhudur. 68, sadece ihtilalci ruh bir ruh değil, aynı zamanda bir dayanışma ve enternasyonalist ruhu da içeriyordu. Bu ruh, bugün Rojava’da proleter hareketin savaşçılarının ellerinde yükseklerde tutuluyor. ’68’in dayanışmacı ruhu ve birlikte iş yapma, dayanışma ruhu HBDH’de somutlaşmıştır. ’68’in devrimci ruhu, ülkemizin dağlarında dolaşıyor. 68’in direniş ruhu ülkemizin hapishanelerinde devrimci tutsakların faşizme karşı mücadelesinde yankılanmaktadır.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu