GüncelMakaleler

AÇIKLAMA | Partizan seçimlere yönelik tutumunu açıkladı

14 Mayıs'ta yapılacak C. başkanlığı ve parlamento seçimleri için tutumunu açıklayan Partizan, "“Ölüme de Sıtmaya da” Mahkum Değiliz; Biz Değiştireceğiz!" dedi.

“AKP-MHP faşist ittifakı, seçim tarihini “güncelleyerek” 14 Mayıs’a almış bulunuyor. Gelinen aşamada iktidardaki kliğin elinde kitlelerin bilincinde ve yüreğinde giderek kabaran öfkeyi yönetmek, rıza üretmek adına açık şiddet, zorbalık ve faşist terör dışında bir şey kalmamıştır.” sözlerine yer verilen açıklamada, C.başkanlığı seçimlerinde hiçbir burjuva aday oy vermeme, parlamento seçimlerinde ise Emek ve Özgürlük İttifakının bileşeni Yeşil Sol Parti ile yürüme kararı aldıklarını duyurdu.

Açıklamanın tamamı şöyle:

AKP-MHP faşist ittifakı, seçim tarihini “güncelleyerek” 14 Mayıs’a almış bulunuyor. Gelinen aşamada iktidardaki kliğin elinde kitlelerin bilincinde ve yüreğinde giderek kabaran öfkeyi yönetmek, rıza üretmek adına açık şiddet, zorbalık ve faşist terör dışında bir şey kalmamıştır.

Seçimlerin erkene alınması, Türk hâkim sınıflarının her iki kliğinin konsensüsü olarak gündeme gelmiştir. Zira, kliklerden bağımsız bir şekilde hâkim sınıflar açısından işler hiç de iyi seyretmemektedir.

6 Şubat’ta Maraş, 20 Şubat’ta Antakya merkezli depremlerin, düzenin rant ve soygun politikaları sonucunda yarattığı korkunç yıkım, egemenler cephesinden bu sürecin hızlandırılmasını gerekli kılmıştır. Yüzbinlerce insan, göz göre göre yapılaşma, kentleşme, imar izinleri, rüşvet ve rant çarkının sonucunda katledilmiştir.

Dahası dümeni elinde tutan AKP-MHP faşist bloku, ne arama kurtarma çalışmaları ne de sonrasında halkın temel ihtiyaçlarının karşılanması adına kılını kıpırdatmıştır. Kitleler açlık, yoksulluk, sefalet ve ölüme terk edilmiştir.

Açık ki bu tutum, sınıfsal bir reflekstir ve iktidarda hangi düzen partisi olursa olsun aynı olacaktır. Diğer yandan AKP-MHP blokunun, devleti adım adım kontrol etmesiyle ortaya çıkan tabloda, devletin sadece ve sadece kendisinin ve temsil ettiği sınıfların “güvenliği”ni sağlayan bir posa olduğu daha net görülmüştür!

Deprem vesilesiyle bir kez daha açığa çıktı ki, enkaz altında kalanları kurtarmak için hayatını ortaya koyan, yaralılara el uzatan, depremzedelere dayanışma ve dostluk elini uzatan yine halkımız, devrimci ve yurtseverler olmuştur.

Türk-Kürt ulusundan ve çeşitli milliyet ve inançlardan halkımız, dayanışmanın ezilenlerin inceliği olduğuna dair çarpıcı, anlamlı, tarihsel pratiği yaşama geçirmiş; kalplerinin en derininde taşıdıkları devrimci özü bir kez daha ortaya koymuşlardır.

Bizim dikkate alacağımız, sırtımızı yaslayacağımız ve üzerinden yükseleceğimiz zemin de burası olacaktır.

Seçim, açık ki, gerek iktidar gerekse de burjuva muhalefet tarafından depremde enkaz altında kalan devletin façasını kurtarmak için el birliğiyle adeta bir can simidi olarak ortaya atılmıştır.

Hükümetten adım adım iktidara yürüyen AKP ve onun küçük ortağı MHP, 21 yıl boyunca rejimi emperyalistlerin ve komprador büyük burjuvazi ve toprak ağalarının ihtiyacı temelinde yeniden yapılandırmıştır.

Bu yanıyla Başkanlık Sistemi sadece AKP-MHP’nin değil bir bütün hâkim sınıfların, devletin bekası adına ortaya koyduğu ve adım adım inşa ettiği ortak bir projedir. Nitekim TC’nin kaptan köşkünde AKP varsa da, sıkıştığı ve tıkandığı her dönemeçte yardımına koşan CHP olmuştur.

Bu gerçeklik, bugün söylem ve propagandasının merkezine “Tek Adam Rejimi”ni koyan başta CHP olmak üzere burjuva muhalefetin ikiyüzlülüğünü görmek ve anlamak bakımından son derece önemlidir.

Başkanlık Rejimi inşa edilirken yaşanan çatışma, kapışma ve hesaplaşma, bu sistemin içinde yer kapma ve nüfuz mücadelesi olarak görülmelidir.

AKP iktidarı, Başkanlık Rejimi’nin kendisine sunduğu olanakları sonuna kadar kullanmış, sermayenin önündeki tüm engelleri kaldırmış; işçi sınıfı ve emekçilerin dizginsiz bir şekilde sömürüldüğü bir çalışma rejiminin kurulması adına elinden geleni yapmıştır.

AKP-MHP bloku, işçi sınıfına, Kürt ulusuna, kadın ve LGBTİ+lara, gençlere, Alevilere ve tüm ezilenlere yönelik azgın bir faşist saldırganlığı ve zulüm politikasını yaşama geçirmiştir. Rant, yağma ve talanda rekor üstüne rekor kırılmıştır.

Diğer yandan Kürtlerin ulusal demokratik taleplerine yönelik inkâr, gözaltı, tutuklama ve katliamlar, “sınır ötesi” ve “sınır içi” askeri ve siyasi operasyonlar sürgit devam etmiştir. Faşizm, AKP-MHP, ona cevaz veren CHP’yle birlikte Kürt ulusal özgürlük mücadelesine azgın bir saldırı furyasını yaşama geçirmiştir.

Kürt halkının sürdürdüğü can bedeli direniş, Rojava Devrimi’nin dünya çapında yarattığı görkemli prestij, Türk devletinin kimyasını bozmaya devam etmektedir. Gelinen aşamada; bu başlıkta, çelişkiler yoğunlaşmaya, Kürt halkının devrimci-demokratik direnişi, Türk devletini pozisyon almaya zorlamakta ve köşeye sıkıştırmaya devam etmektedir.

Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerini bu tablo içinde karşılıyoruz: Dipte biriken büyük bir öfke ve tepki, rızanın yeniden üretilmesine dair duyulan acil ihtiyaç!

Hâkim sınıfların iki kliğini temsilen ortaya çıkan Cumhur ve Millet İttifaklarının iddia ve söylemleri bu öfke ve tepkiyi, direniş ruhunu sistem içine akıtmayı hedeflemektedir.

Onlar, kitlelerde ekonomik kriz ve depremle birlikte gelişen öfkeden ve bunun yaratacağı olası patlamalardan büyük korku duymaktadır. Yeni “Gezi”lerden ve Serhildanlardan ölesiye korkmaktadırlar. “Tarihi seçim”, “en kritik seçim” ifadelerinin bunca dolaşıma sokulması da bundandır.

Geldiğimiz noktada, hâkim sınıflar, işçi sınıfı ve emekçilerin; Kürt halkının, Alevilerin, kadınların kısacası halkımızın önüne birbirinin aynısı olan iki seçenek ortaya koymuştur. Ne var ki halkımız bu iki halk düşmanı klik arasında tercih yapmak zorunda değildir. Bu seçeneğe mahkum değildir.

Kritik ve tarihi olan, kitlelerin faşizme karşı depremle birlikte ortaya koyduğu dayanışma ve bunun üzerinden yükselen, yükselecek olan direniş ve mücadeledir.

Kritik olan, işçi sınıfının, köylülerin, kadın ve LGBTİ+ların, gençlerin, özgürlük ve demokrasi uğruna ortaya koyduğu örgütlenme, direniş ve mücadeledir.

AKP-MHP faşist ittifakının bu coğrafyayı karanlığa mahkum ettiğini söyleyen başta CHP olmak üzere rakip kliğin temsilcileri, bu sürecin doğrudan sorumluluk hasebiyle tarafıdır. Yapılmak istenen, halkımızın AKP-MHP faşist ittifakı nezdinde düzene duyduğu tepkiyi başka bir kanaldan yeniden karanlık dehlizlere sürüklemektedir.

“Tayyip’in gitmesi”yle, “nefes alınacağı”, “yeni baharlar” geleceği büyük bir yalandır! Yüzyıllık TC tarihinde emekçi halkımıza hiçbir zaman nefes aldırılmamıştır. Bu, hakim sınıfların varlık koşuluna terstir.

Bundandır ki, 14 Mayıs Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tavrımız hiçbir burjuva adaya oy vermemek yönlüdür. Zira bu kavga bizim kavgamız değildir. Bu hususta söyleyeceğimiz tek şey “yesinler birbirini”dir.

Halkımızın ikinci bir yolu vardır, o da emperyalizme, feodalizme, faşizme, ataerkiye, heteroseksizme ve her türden gericiliğe karşı halkın öz gücüne dayanan örgütlü mücadelesi ve direnişidir!

Bu süre içinde ajitasyon ve propagandamızın merkezinde 20 küsur yıldır iktidarı elinde tutan AKP-MHP faşist ittifakı olacaktır. Kaybetmesi ve geriletilmesi gereken temel adres burasıdır.

Bu bağlamda parlamento seçimleri büyük önem taşımaktadır. Burada iki blok karşı karşıya gelecektir. Bir yanda, Cumhur ve Millet İttifaklarıyla burjuva faşist blok, diğer tarafta ise coğrafyamız devrimci, demokratik ve yurtsever güçleri, onların birleşik mücadelesi vardır.

Kürt ulusal özgürlük mücadelesiyle yan yana yürümek, omuz omuza faşizme karşı mücadele etme yaklaşımımız parlamento seçimlerinde de karşılık bulacaktır.

HDP’nin ana gövdesini oluşturduğu Emek ve Özgürlük İttifakı, ekonomiden sağlığa, ekolojiden kentleşmeye, haklar ve özgürlükler başlığından Kürt sorununa, tarımdan bütçeye, mülteci başlığından kadın ve LGBTİ+ların temel taleplerine ve dahası pek çok başlıkta günümüz koşullarında demokratik, ilerici bir programı ortaya koymuştur.

Bu bağlamda parlamento seçimlerinde tutumumuz; HDP ve bu siyasal çizgiye eklenen son halka olarak Yeşil Sol Parti ile birlikte yürümek olacaktır. Parlamentonun, halkın kurtuluşu için gerçek bir adres olmaması gerçeğine rağmen demokratik halk iktidarı mücadelesinde bir kürsü olarak kullanılabileceği taktik politikasına uygun olarak işçi sınıfının, emekçi halkın, ezilen ulus, inanç, cinsiyet ve cinsiyet kimliklerinin haklarını savunan Yeşil Sol Parti adaylarını parlamentoya göndermek üzere aktif olarak çalışacağız.

Kendi sözümüzü, halkımızın temel sorunlarına yönelik çözüm önerilerimizi, demokratik halk devrimi perspektifiyle ortaya koyacak, doğrudan aday göstermek de dahil olmak üzere ciddi bir çalışmayla sorumluluğumuzu yerine getireceğiz!

AKP-MHP eliyle karanlığa mahkum edilen kitlelere yönelik sömürü ve zulüm, en iyimser haliyle bir başka klik eliyle restorasyon adına sürdürülmek istenmektedir. Biz buna alet olmayacağız!

Düzen bugün hemen her alanda büyük bir çıkmazın içindedir. Halkımızın yüreğinde giderek daha fazla kök salan büyük bir değişim isteği ve gücü vardır.

Biz, bu gücü görüyoruz, bunun farkındayız! Özgür bir geleceği halkımız kuracak, bu faşist tahakkümü biz kıracağız!

Hesaplaşmamız Seçimle Değil Devrimle Olacak!

Enkaz Yaratan Çürük Düzeninizi Yıkacağız!

Birleşik Mücadelemizle Kazanacağız!

PARTİZAN

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu