Makaleler

“Büyüme” teorilerine rağmen büyüyen tek şey işsizlik

İşsizlik sistemin sürekli ürettiği bir olgu olduğu gibi ekonomik krizlerin de temel göstergelerindendir. Kriz devam ederken artan işsizlik ve yoksulluğun boyutu bunu çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Dünya Bankası’nın krizin sona erdiği ve belirgin bir ekonomik büyümenin başlayacağı tahminlerinde bulunmasına ve Türkiye’nin de 2014’te büyüme artışının beklendiği ülkeler arasında yer aldığını söylemesine rağmen işsizlikte dikkate değer bir düşüş söz konusu değil. Tam tersine dünyada ve Türkiye’de işsizlik ve buna bağlı olarak yoksulluk artmaya devam ediyor.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), işsizlik oranlarına ilişkin bir rapor yayımladı. Raporda AB ülkelerinde ve gelişmiş ülkelerde 2013’te istihdamda herhangi bir artışın söz konusu olmadığı, 2013’te 5 milyon yeni işsizin işsizler ordusuna katıldığı belirtiliyor. ILO’nun açıkladığı tabloya göre, dünyada işsiz sayısı 202 milyona ulaşmış durumda ve bu sayının 2018’e kadar 13 milyon artarak 215 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Ayrıca 15-24 yaş arası genç nüfusta işsiz sayısı 80 milyonu aşıyor. Söz konusu raporda, 375 milyon çalışan işçinin günde yalnızca 1.25 dolarla geçinmeye çalışmak zorunda kaldıkları verisi de yer alıyor.

TÜİK’in rakamlar neden düşük görünüyor?

Tüm dünyada işsizlik oranları artarken, Türkiye’de de durum farklı değildir. 2013 yılı başında işsizlik oranlarını açıklayan TÜİK, gerçek oranları olduğundan çok daha düşük göstermişti. AKP hükümeti de yaptığı açıklamalarla bir taraftan işsizlik korkusunu dile getirmiş, diğer taraftan da TÜİK’in yayımladığı sahte rakamları gerçekçi çıkarmaya çalışmıştı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ise, “işsizlik yok, iş beğenmeme var, işçiler iş bulamıyorum dememeli” diyerek işsizliğin varlığını bile reddetme yüzsüzlüğü göstermişti.

İş arama kanallarını üç ay kullanmayanlar, iş arama umudunu yitirenler, geçici ve part-time işlerde çalışanlar, tarımda çalışan gizli işsizler, ev kadınları vb. işsizlik oranlarına dahil edilmediği için işsizlik oranları gerçekte var olandan çok daha düşük çıkıyor. TÜİK’in bu yöntemleri kullanarak açıkladığı Ekim ayı verilerine göre işsizlik önceki yılın aynı ayına göre 0,6 puan artarak % 9,7’ye yükseldi. Bu da 202 bin kişinin işsizler ordusuna katıldığı anlamına geliyor. Yine TÜİK rakamlarına göre tarım dışı işsizlik artarak % 11,9 olurken 15-24 yaş grubu genç işsizlik oranı 1,2 puanlık artışla % 19,3’e yükseldi. Devletin resmi kurumu TÜİK bile her türlü hileli hesaplamaya rağmen işsizlik oranlarındaki artışı gizleyememektedir. Ne var ki, gerçek rakamlar da sürekli hasıraltı edilmektedir. Bu nedenle de sendikaların yayınladıkları işsizlik verileri ile TÜİK’in açıkladığı rakamlar arasında her daim belirgin bir fark çıkmaktadır.

DİSK-AR’ın açıklamaları gerçeği ortaya koyuyor

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü’nün (DİSK-AR) açıkladığı rapora göre, umudu olmadığı halde veya çeşitli nedenlerden dolayı üç aydır iş arama kanallarını kullanmayan ve bu nedenden dolayı işsiz sayılmayanlar dahil edildiğinde ortaya çıkan işsizlik oranı %15,5’tir. Bu da 4 milyon 698 bin kişinin işsiz olduğu anlamına gelmektedir. Gizli işsiz olan ve eksik istihdam edilenler de eklendiğinde, işsizlik oranı % 18,6’a, işsiz sayısı ise 5 milyon 644 bine çıkmaktadır. Bir yıllık süre zarfında yeni istihdam edilen işçi sayısı yalnızca 139 bindir.

Bunun yanı sıra, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de işsizlik oranları kadın ve genç nüfusta yaklaşık iki kat fazladır. DİSK-AR’ın raporuna göre, kadınlar için geniş tanımlı işsizlik oranı % 28, gençlerde ise % 24’tür. Ayrıca şehirlere göre de işsizlik oranları farklılık göstermekte ve bazı bölgelerde oldukça yüksek çıkmaktadır. Örneğin Mardin, Batman, Şırnak ve Siirt’te işsizlik oranı % 34 civarındadır. Ancak sanayinin ve nüfusun yoğun olduğu büyük kentlerde de bu oran düşük olmayıp, İstanbul’da % 13,4, İzmir’de % 19,2 Adana ve Mersin’de % 20, Kocaeli, Sakarya ve Düzce’de yüzde 12,2 düzeyindedir.

Burjuvazi işsizliğin gerçekte kapitalizmin işleyişinden kaynaklandığını gizlemek için, bu olguyu her daim, nüfus artışı, eğitimsizlik vb. sebeplerle açıklamaya çalışmıştır. Oysa işsizliğin nedeni bizzat sistemdir.

Dünya Bankası’nın bazı ülkeler için güçlü büyüme tahminlerinde bulunması, o ülkelerde daha fazla işçinin istihdam edildiği yanılsamasına yol açmamalıdır. Kriz koşulları işçi sınıfının örgütsüzleştirilmesi, ücretlerin düşürülmesi, iş saatlerinin uzatılması, katliam düzeyinde iş kazalarının yaşanması pahasına sürdürülebiliyor.

Burjuvazi ne derse desin ekonomik kriz sürüyor. Bu da burjuvazinin işçi sınıfının ekonomik ve sosyal haklarına daha fazla saldırması anlamına geliyor. İşçiler sağlıksız ve güvencesiz iş koşullarında, düşük ücretlerle günde 10–14 saat köle gibi çalıştırılıyor. Yürüyen emperyalist savaş ve kriz koşulları nedeniyle milyonlarca insan bulundukları yaşam alanlarından koparılarak göçe zorlanıyor ve köleliğe itiliyor. 

Yakın dönemde Kuzey Afrika’da yaşanan halk ayaklanmaları tam da bu derin çelişkilerin bir sonucudur. Krizle birlikte artan işsizlik ve yoksulluk sonucunda başta Kuzey Afrika ülkelerinde olmak üzere birçok ülkede kitlesel ayaklanmalar baş göstermişti. Başta Yunanistan olmak üzere İspanya, Portekiz, İngiltere ve Fransa olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde kitlesel işçi eylemleri yaşanmaya devam etmektedir. Bu yüzden burjuvazinin kurumları ve temsilcileri her türlü yalan dolana başvurmak suretiyle ekonomik krizden çıkıldığı, işlerin düzelmeye başladığı izlenimini yaratmaya, böylelikle de işçi sınıfının öfkesini dizginlemeye çalışmaktadırlar.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu