Emek

Çadır kuran Çapa işçileri ile röportaj

 

İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesinde taşeron çalışmaya karşı hastane içerisinde çadır kuran işçilerin direnişi devam ediyor. Hastane yönetiminin taşeron işçileri işten çıkarması üzerine hala içerde çalışan diğer işçiler tarafından işten atılmaya karşı bilgilendirme amacıyla bir çadır kuruldu. Bunun üzerine yönetim işten çıkardığı işçileri “işe alacağız” vaatleriyle yeniden çalıştırmaya başladı. Özgür Gelecek gazetesi olarak 25. gününde direnişin durumu üzerine işçilerle bir söyleşi gerçekleştirdik.

– Hangi bölümde çalışıyorsunuz? Çalışma koşullarından söz eder misiniz?

Kadir Alsu; Çocuk amatörcü bölümünde çalışıyorum ben. Burada 21 Şubat’ta kurduğumuz bu çadır; bilgilendirme ve uyandırma çadırıdır. İşten çıkartılacak arkadaşların duyumunu almıştık, onun için bir önlem olsun dedik.

Cemal Bilgin; 1998’den beri Çapa Tıp Fakültesi İstanbul Üniversitesi’nde çalışıyorum, hasta bakıcı olarak. Taşeron işçisiyim; kadrosuz, güvencesiz. Taşeron işçileri olarak kaderimiz, sorumluların, amirlerin ve başhemşirelerin iki dudağı arasındaydık. Dönüp arkamıza baktığımızda, resmen insanlar emeğimizi çalmışlar. Başhemşireler taşerona ortakları gibi davranıyorlar. Bizden istedikleri her işi yapıyoruz. İşçileri dine, ırka, mezhebe göre bölüyorlar. Ama mühim olan bir ekmeği paylaşabilmek. Dini, ırkı ne olursa olsun bunu paylaşabilmek. Bize içeride mobbing uygulanıyordu. Hala da devam ediyor.

– Direniş nasıl başladı? İnsanların çadıra ilgisi nasıl?

Cemal Bilgin: Bizler böyle gitmeyeceğine karar verdik. Taşeron İşçileriyle Dayanışma Derneği’ni kurduk. Ve şu anda 1500 üyemiz var. Bunlar bir mücadelenin sonucunda olan şeyler. Bu çadır bize çok şey öğretti. Direnişi, mücadeleyi, haklarımızın olduğunu öğretti. Bizler sadaka istemiyoruz, yasada olan haklarımızı istiyoruz. Taşeron nedir, taşeron kimdir denilince  Esenyurt’ta ölen işçileri gösteriyoruz insanlara. İnsanlara birleşerek her şeyin kazanılabileceğini, bütün haklarımızı alabileceğimizi anlatıyoruz. Tabii masa başında değil, sokakta, çadırlarda direnerek alınacağını söylüyoruz. Çünkü artık bizlerin kiralık işçi olacağını söylüyorlar. Taşerondan daha kötü bir sistem bu. Bunu yöneticilerimiz bile söylüyor. Çadırımıza hasta yakınları geliyor, bize dertlerini anlatıyorlar. Burayı teselli olarak görüyorlar. Bizlerin de sorunlarını dile getirin diyen insanlar var. İçeride çadırın etkisi çok büyük.

13 Mart Salı günü TBMM’ye gittik, Sırrı Süreyya Önder aracılığıyla. AKP’den Çalışma Bakanı, MHP, CHP ve BDP milletvekilleriyle görüştük.

– Siz içerde çalışıyorsunuz şu an ve direnişe başladınız, peki ya işten atılan işçiler…

Cemal Bilgin: İşten atılan arkadaşlarımız hala çalışıyor çünkü; hocalar tarafından işe alınacakları vaatleri veriliyor. Onlar da o yüzden çalışıyor. Onlara işe alınacakları yönünde sözleri veriliyor. Ama sözler uçar.

– Yaşanan hukuksuzluğa karşı neler yapmayı hedefliyorsunuz?

Kadir Alsu; İşten çıkartılan arkadaşlarımızın tamamı 2 Nisan itibariyle işe iade davaları açacaklar ve bu işe iade davalarının % 99’unu kazanacaklarını düşünüyoruz. 200 tane arkadaşımızı düşünelim; 200 bin lira demek bu. Her biri için sadece avukatlara  1 lira ödemesi gerekir. İşte bunların tazminatlarıydı, ihbarlarıydı derken üniversitenin yaklaşık olarak 1 trilyona yakın parası çıkacaktır. Bu da üniversiteden değil kamudan çıkacaktır. Kamuyu da zarara uğrattıkları için 2. bir suç işlemiş olacaklar. Bu iki suçu da işlemeden asıl işverenin işçisidir deyip 4/B kadrosuyla iş başı yaptırırlarsa, hem bizim istediğimiz olur hem de onların canı yanmayacaktır.

–  Şu an yasal olarak patronunuz kim?

Cemal Bilgin; Şu an bizim patronumuzun kim olduğunu belli değil, çalıştığımız firmaların sayısını unuttuk. 3 ayda bir giriş-çıkış yapıyorlar. Bundan Çalışma Bölge Müdürlüğünün, Sağlık Bakanlığının, başbakanın haberi yok mu? Koltuklarında rahat oturmasınlar. İnsinler insanları tanısınlar. Yöneticilik illa masa başında oturmak değildir. Çalışma Bakanı olmuş ama hala taşeron işçisinin ne anlama geldiğini bilmiyor.

– Somut, acil talebiniz nedir?

Kadir Alsu: Bizim istediğimiz İstanbul Üniversitesi’ne ait hastanelerden tek bir taşeron işçisinin dahi işinden çıkartılmadan, “bunlar asıl işverenin işçisidir” denilen 2008 yılında tutulmuş raporun 4. İş Mahkemesinde kesinleşmiş kararının uygulanmasını istiyoruz.

2011 yılında kontrol raporuyla birlikte işe başlamış olan ve taşeron sağlık çalışanlarının tamamının asıl işverenin işçileri olduğunu beyan eden açıklamanın uygulanmasıdır talebimiz. Bölge Çalışma Müdürlüğü ve üniversite yönetimi hakkında suç duyurusunda bulunduk savcılığa.

– İşçiler taşeron ve güvencesiz çalışıyor. İşçilere SGK’ya aktarılacağı söylenmiş…

Kadir Alsu: SGK’ya işçilerin adil olarak aktarılması gerekiyordu. SGK bunu bir şekilde engelledi. Engel neden kaynaklanıyor hiç kimse de onun bilincinde değil. Ama biz bilincindeyiz, bunu istemeyenler var, bizim taşeronda kalmamızı isteyenler var. Taşeronun daha yaygın olmasını isteyenler var. AKP hükümeti ile birlikte taşeron sistem tamamen yaygınlaşmıştır ve bu yaygınlaşmanın en büyük alanı da sağlık alanıdır. Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerde 180 bine yakın taşeron işçi çalışıyor. Herkese güvenceli iş, güvenceli gelecek istiyoruz. Bu çadırla birlikte buradan ateşimizi yaktık.

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu