Makaleler

Enerjide Dışa Bağımlılık Buz Dağının Görünen Yüzü

Ocak ayı ortalarında İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (İSMMMO) tarafından Türkiye Enerji İstatistikleri ve Vizyon adlı bir rapor açıklandı. Bu rapor TC devletinin enerji ihtiyacında dışa bağımlılığını bir kez daha gösterdi. Bu bağımlılığın altını eşelediğimizde, bağımlılıktan öte enerji sektörünün emperyalist sermaye ve komprador sermayeye nasıl peşkeş çekildiği görülecektir. Dolayısıyla dışa bağımlılık büyük sermayenin talanından bağımsız değildir. TC devletinin emperyalist sermaye ve komprador sermayenin çıkar ortaklığı ekseninde belirlenen enerji politikasında bu “dışa bağımlılık” kaçınılmaz bir sonuçtur. Bu noktaya birden ya da “kötü politikalar” nedeniyle gelinmedi kuşkusuz.

Neoliberalizm, emperyalist sermayenin uluslararası pazarda önünü açan ekonomi politikası olduğu hep vurgulanır. Bu biriken sermayenin daha geniş alana ihtiyaç duyması anlamını taşır. Aynı zamanda, önceki sürece nazaran enerji talebinin daha çok arttığını da gösterir. Dolayısıyla neoliberal politikalar doğrudan enerji sektörünü de kapsıyordu. Yarı-sömürge ülkelere dayatılan “Yapısal Uyum” ve “Sektörel Uyum” programları, enerji sektörünü emperyalist sermayenin çıkarları ekseninde yeniden yapılandırdı.

Türkiye özgülünde emperyalist sermaye ve komprador sermayenin çıkar ortaklığı ile enerji sektörü neoliberal politikalarla yeniden yapılandırıldı. DB’nin Yapısal Uyum Programı çerçevesinde 1980’de de 1.6 milyar dolarlık kredisi ile yapılandırma süreci başlatıldı. Bu süreç DB’nin 1987’de 325 milyon dolar ve 1991’de 300 milyon dolar kredisiyle devam etti. Bu kredilerin yanı sıra “Sektörel Uyum Kredileri” kapsamında DB ile çeşitli anlaşmalar yapıldı.

Yeniden yapılandırma adına enerji sektöründe “Yap-İşlet-Devret”, “Yap-İşlet” yöntemleri ile özel sektör enerji alanındaki faaliyet kapasitesi genişletildi. Türkiye Elektrik Kurumu’nun özelleştirilmesiyle devletin bu sektördeki alanı daraltıldı. Bu daraltma 2000’li yılların başlarında TEDAŞ ve BOTAŞ’ın özelleştirilmesiyle had safhaya ulaştı. Devletin enerji sektöründeki varlığı sadece sermayenin sözcülüğü ile sınırlandırıldı. Enerji sektöründe üretim, dağıtım ve ithalat gibi tüm aşamalarında büyük sermaye hâkim hale geldi. Son 10 yıllık dönemi içeren İSMMMO raporunda da bunu görmek mümkün. Rapora göre enerji üretiminde yerli üretimin (kast edilen devlet kurumlarının yaptığı üretimdir) payı 2003’te %28 iken (bu oran 1990’da %48.1’di. Ö.G.) 2012’de %27’ye geriledi. Elektrik üretiminde özel sektörün payı %60 iken yerli üretim %40 oranında. Artan enerji ihtiyacının %80’in ithalatla karşılanır duruma geldi.

Rakamların ifadesi enerji sektörünün emperyalist sermayenin ve komprador sermayenin kar alanı haline getirilmesidir. Bugün enerji üretiminde, dağıtımında, ithal edilmesinde denetim büyük sermayenin tekelindedir. Bu gerçeklik emekçi yoksul halkımıza “ucuz elektrik ve doğalgaz”, “kaliteli hizmet” olarak yansıtılıyor. Fakat durum hiç de yansıtıldığı gibi değildir. Sermayenin yöneldiği alanda temel hedefi azami karı gerçekleştirmektir. Bunun için yatırım yapar. Dolayısıyla elektrik ve doğalgazda yatırım yapılan miktardan fazlasının geri dönmesi ancak ve ancak tüketici faturalarına yansıtılması ile mümkün olur. Bu da, emekçi-yoksul halka kabarık fatura olarak yansır/yansıyor da. Diğer bir nokta, elektrik üretimi için devletin büyük sermayeye verdiği garantidir. Bunun anlamı da, büyük sermayenin almış olduğu kredileri herhangi bir nedenle ödememesi durumunda devletin ödeme yapacak olmasıdır. Dolayısıyla devlet de bu ödemeyi vergi ve zamlarla halkın cebinden yapacaktır. Ucuz elektrik masalının iç yüzü ya da kabaran faturaların nedeni budur. Nitekim Ekim 2012’de elektrik, doğalgaz ve benzine yapılan zamlarla, en pahalı tüketici ülkelerden biri oldu Türkiye.

TC devletinin bir enerji politikası yoktur. Enerji politikası ya da “Enerji’de 2023 Vizyonu” gibi söylemler, emperyalist sermaye ve komprador sermayenin çıkar ortaklığının ifadesidir. 2023 Vizyonu’nda da petrol araması yapan 51 şirketin 26 uluslararası sermayeye ait şirketlerdir. Güney Akım, Nabucco, Bakü-Ceyhan Boru Hattı ve diğer boru hatları da TC’nin değil, emperyalistlerin enerji ihtiyacını karşılamak için yapılan boru hatlarıdır. TC devletinin tek misyonu bu boru hatlarını korumaktır.

Emperyalist ülkeler, kapitalist rekabet ekseninde enerjiye olan ihtiyaçları her zamankinden daha fazladır. Bu nedenle dış politikalarının temelinde bu enerji ihtiyacını karşılamak yer alıyor. Emperyalistler kendi ihtiyaçları temelinde yarı-sömürgelerdeki komprador sermaye ile işbirliği yaparak bu ülkelerin enerji kaynaklarını sömürüyor, talan ediyor. Bu kapsamda devlet-sermaye işbirliği ile Türkiye’nin enerji kaynakları büyük sermayeye peşkeş çekiliyor. Büyük sermayeye kar alanı yaratılırken, emekçi-yoksul halkımız kabarık fatura ödemeye, karanlıkta kalmaya, gazete parçalarıyla ısınmaya mecbur bırakılıyor.

“Bir oyun oynuyorlar, oyun oynamadıkları üzerine bir oyun oynuyorlar.” (R. D. Laing) Oynadıkları bu oyunu üretimden ve örgütlülükten gelen gücümüzle mücadelemizi yükselterek bozalım.

(Bir ÖG okuru)

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu