Makaleler

Etten ve kemikten yeni Jön Türkler politik sahnede!

Ömer AĞIN-Özgür Gündem/1 Şubat 2013

Ne hikmetse bugünlerde CHP içindeki “ulusçular” şaha kalkmış durumda. Bir yanardağ gibi fokurduyorlar. Sadece onlar değil “ulusçuyum” diyen herkes yeniden şovenizm bayrağına sarılmış, Kürt halkına hakaretler yağdırıyor. Bilindiği gibi ”ulusçuluğun” bir adım ilerisi başka halkları ezmek, öteki kültürleri yok etmek ve toplumsal birikimin taşıyıcısı olan insanları kırımdan geçirmektir. Yani faşizmin ta kendisidir.

Şoven fay hattının kımıldamasıyla, CHP İzmir milletvekili Birgül Ayman Güler, Meclis’te yaptığı “Türk ulusuyla Kürt milleti eşit değildir” konuşmasıyla bu anlayışın klişe ismi oldu. Bu fay hattı ta Jön Türklere kadar uzanmaktadır.

Bu toprakları kana bulamak, kırıp geçirmek, yayılmacı hayalleri egemen güçlere aşılayan onlar oldu. İttihat ve Terakki onların eseridir. Hem “cahil”, hem de üstünlük taslayan özellikleri bu topraklarda demokrasinin yeşermesine engel oldu.

Jön Türklerin tarih sahnesine çıkışları balkanlarda uluslaşma sürecinin ortaya çıkması sırasında olmuştur. Çoğu kapitalizmin etkisi altındaydı ve “yeni” arayışlar peşindeydi. Örneğin: Yahya Kemal Paris’te okuduğu sırada, hocası Albert Sorel bir konuşmasında “Tarihte keşfedilmemiş iki meçhul vardır: Biri coğrafyada kutuplar, diğeri tarihte Türkler” der. O zamana kadar Jön Türklerin tek amacı Osmanlı padişahı Abdülhamit’i tahttan indirmekti. “Türk milletiyle” hiçbir alakaları yoktu.

En önemli yanları gerçekçi olmayan fikirler yaratıp bunları “kılıç zoruyla” uygulamaya koymaktı. Zaten fikir babalarının çoğu Türk bile değildi. Caferoğlu Ahmet, Mehmet Emin Resulzade, Zeki Velidi, Yusuf Akçura gibi Rusya kökenli kişiler ve Ziya Gökalp, Moiz Kohen gibi zatlar Jön Türklerin önde gelenlerinden bir kaçıdır. Cumhuriyet rejiminin yöneticilerinin “yoktan bir ulus yarattık” demeleri boşuna değildir.

Sarıkamış’ta olan katliam, Jön Türklerin yayılmacı politikalarının bir ürünüdür. 1915 Ermeni Soykırımı da onların eseridir. Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan benzer katliamlar da bunların damgalarını taşımaktadır.

İstiklal Savaşı’ndan hemen önce Celal Bayar’ın “Galip Hoca” kod adıyla Ege’de Rumlara uyguladığı etnik temizlik de bu anlayışın ürünüdür. Çankaya muhafız alayı komutanı Topal Osman Ağa öncülüğünde Karadeniz bölgesinde Rumlara yapılanlar yine bu zihniyetin devamıdır. Falih Rıfkı Atay’ın anlatımıyla; “Kendilerine kazdırılan mezarlara diri diri gömülerek“ yok edildiler.

O Topal Osman aynı zamanda TKP yöneticilerini de Karadeniz’de boğduran kişidir. Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlere uygulanan şiddet artık gizlilik duvarını yıkmıştır.

Gelelim hanımefendinin mecliste yaptığı konuşmaya: Bu kadar cahilce “üst kimlik” tanımı yapılabilinir mi? İşte kör cesaret buna denir.

Ulusun ve ulus devletin ne olduğunu, tarihin hangi aşamasında ortaya çıktığı, çıkış nedeninin ne olduğunu ve uluslaşma biçimlerini bilmeden komuyla ilgili bilimsel bir tanım yapmak mümkün değildir. Ulus ve onun oluşturduğu devlet biçimi, aklı evvel birileri tarafından yaratılmış değildir.

jöntürklerTarihin belli bir aşamasında yeni doğan ekonomik üretim tarzına (kapitalizme) hizmet etmek için doğmuş zorunlu bir devlet biçimidir. Temel dayanağı ise meta dolaşımıdır. Meta, ulus devletin yarattığı kapitalizmin hücresidir. Değişik yerlerdeki manifaktür üretim biçimlerini ve sosyal sınıfları birbirine bağlayan temel faktör meta dolaşımıdır. Meta dolaşımının olmadığı, başka bir ifadeyle kapitalist üretim tarzının egemen olmadığı yerde ne ulustan ne de ulus devletten söz edilebilir.

Buna yakın bir önem taşıyan etmen ise uluslaşma biçimleridir. Tarih birden çok uluslaşma biçimine tanıklık etmiştir. Özenle söylemek gerekir, bir ülkede “üst kimlikten” söz edilebilmesi için, mutlak orada teritoryal (toprağa bağlı) yöntemle uluslaşma olmuş olması gerekir. Ancak teritoryal biçimde oluşan uluslarda bütün milliyetler ve etnik gruplar bir üst kimlikte buluşurlar.

Üst kimliği oluşturan milliyet ve etnik gruplar, alt kimliklerini korurlar ve eşit muamele görürler. Teritoryal yöntemle oluşmayan uluslarda ise üst kimlikten söz etmek akademik anlamda cehalet, siyasi anlamda ise alt kimlikleri yok saymadır. Bu nedenle “Türklük üst kimliktir” anlayışı, Türkleri ve Kürtleri birleştirmeye yetmez.

Bugün gelinen aşamada Kürtlerin ve Türklerin “Türklük üst kimliğinde” birleşmelerinin tarihi koşulları da artık kalmamıştır. Bunun tarihi fırsat kaçmıştır.

Türkiye’de uluslaşmalar tamamlanmıştır. Bu ülkede farklılıklar ve farklı kültürler vardır ve varlıklarını da sürdürmektedirler. Buna rağmen çözüm de zor değildir.

Sorunun çözümü; ancak eşit, özgür ve demokratik bir yönetimle olabilir. Meclis kürsüsüne çıkıp ırkçılığı kamçılayanların gayesi, kimliklerine sahip çıkan Kürtleri sindirmek ve Kürt sorunun çözümünü zorlaştırmak içindir. “İşte deve, işte hendek”

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu