Makaleler

KOMÜNİST PARTİ ANLAYIŞININ TARİHSEL GELİŞİMİ ÜZERİNE

Siyasal partilerin ortaya çıkışı; modern sınıfların ortaya çıkıp gelişmesine paralel olmuştur.

Elbette sınıf mücadeleleri tarihi boyunca, ezen veya ezilen sınıflar, kendi çıkarları etrafında birleştikleri siyasal örgütlenmeler yaratmışlardır.

 

Günümüzün modern siyasal partileri de, burjuvazi ve proletaryanın ortaya çıkmasıyla birlikte sınıf mücadelesindeki yerlerini almışlardır. Siyasal partiler, temsilciliğine soyundukları sınıfın çıkarlarını savunma iddiasıyla vücut bulurlar.

İster proletarya olsun, isterse burjuvazi (ya da diğer ara sınıflar) meselenin temelinde yatan neden budur.

Bir başka ifadeyle; sınıf mücadelesinin tarafları, düşman sınıfı ezmek ve kendi sınıf çıkarlarını savunmak için gerekli mücadele araçlarını yaratır.

İşte sınıf mücadelesinde proletaryanın öncü-önder örgütü olarak işlev gören Komünist Partisi (KP); bu genel ihtiyacın ürünüdür.

Nasıl ki Marksizm ilk ortaya çıktığı günden bu yana bir gelişim seyri izlemişse, KP anlayışı da ortaya çıktığı zamandan bugüne bir gelişim seyri izlemiştir. Elbette belirtmek gerekir, bu fark, giderek ustalık kazanan proletaryanın kendi mücadele aracını mükemmele doğru evriltmesiyle ortaya çıkmıştır.

Ancak bu noktada özellikle üzerinde durulması gereken; neden başka herhangi bir mücadele aracının değil de özellikle KP’nın zorunlu olarak ön plana çıktığıdır. KP’nin varlığı zorunludur çünkü; proletarya başka herhangi bir örgütle değil ancak ve sadece KP önderliğinde iktidarı hedefleyebilir. Her örgüt, varlık zeminine uygun olarak, ancak kendi amacı ekseninde hareket edebilir.

Bu anlamda KP, devrimci iktidarı kurma perspektifi ile hayat bulur ve bu hedefe sahip olduğu müddetçe niteliğini koruyabilir. Bir başka açıdan bakarsak eğer; KP politik bir örgüttür ve hedefinde iktidar vardır.

Elbette onu başka bütün politik örgütlerden ayıran proleter devrimin bilimiyle -MLM ile- kuşanmış olmasıdır. Bu doğrultuda söyleyebiliriz ki, proletaryanın sınıf mücadelesine katılımında elindeki tek politik araç -yani onu iktidara taşıyabilecek tek araç- KP’dir. Bunun dışındaki başka bütün örgüt biçimleri (sendikalar, dernekler vs…) ekonomik-demokratik mücadele merkezli örgütlerdir ve iktidarı hedeflemezler, fakat yalnız işçi sınıfı ve ezilen emekçi halk kesimlerinin acil sorun ve taleplerini gündemlerine alarak, çözümü için mücadele ederler.

Diğer yandan KP, işçi sınıfı ve emekçilerin tüm sorunlarının kökten çözümünün yani proletarya devriminin aracıdır. Ancak KP diğer örgütlenmelerden ayrıldığı gibi, diğer örgütlerle karşı karşıya da getirilmemelidir. Bu iki yanlış anlayış ortak bir noktada, yani KP’nin amacından saptırılması ve işlevsizleştirilmesi noktasında birleşir.

Özetle, KP proletaryanın örgütlü öncü müfrezesi, en yüksek örgüt biçimidir!

Proletaryanın bilimi olarak Marksizm’in ortaya çıkışı, doğal olarak buna uygun örgüt ihtiyacını da doğurmuştur. Elbette daha öncesinde de işçi sınıfı ve emekçi halk kesimlerinin içinde yer alıp, sömürücü egemenlere karşı mücadele ettikleri örgütler vardı. Ancak Marksizm’e kadar hiçbir akım, işçi sınıfının, sömürü sistemine karşı savaşımında, meseleyi nihai olarak çözüme kavuşturacak perspektife sahip olmamıştır.

Kapitalist düzenin işleyiş yasalarını açığa çıkaran ve onun kesin olarak yıkıma doğru ilerlediğini tespit eden Marksizm, aynı zamanda sınıfsız ve sınırsız dünyanın da müjdecisi olmuştur. Ve insanlığın bu kesin istikameti bir kez saptandıktan sonra, proletaryayı hedefe en kestirme yoldan götürecek olan bir örgüt ihtiyacı da ortaya çıkmıştır.

Tahmin edilebileceği gibi KP anlayışının ortaya çıkışı akşamdan sabaha olmamıştır. Bunun gerçekleşmesi için, proletaryanın, sömürücü sınıflara karşı mücadelesinde ustalaşması, sınıf savaşımında sayısız zafer ve yenilgi yaşaması ve her şeyden önemlisi, yaşadığı onca deneyimi sentezleyerek birikime dönüştürmesi gerekiyordu. Bu sentezi yansıtma onuru proletaryanın ölümsüz önderlerinden Lenin’e aittir. Fakat buna gelmeden önce Marksist hareketin örgütsel deneyiminden genel olarak bahsetmek faydalı olacaktır.

Proletaryanın ilk örgütdeneyimleri

Avrupa’nın burjuva demokratik devrimler ve işçi sınıfının devrimci eylemleriyle sarsıldığı yıllarda ortaya çıkan Marksizm, doğrudan bu dönemin sınıf mücadeleleriyle beslenmiştir. Marks ve Engels, bir yandan proleter devrimci bilimin inşaası için çalışırken, diğer yandan işçi hareketi içindeki devrimci gruplarla bağ kuruyor ve sınıf hareketinin doğru bir yönde gelişmesi için çaba sarfediyorlardı.

Gelişen genç komünist hareket, 1846-48 döneminde sömürücü sınıfların yaşadığı ekonomik ve politik krizler ve emekçi sınıflarda artan hoşnutsuzluk ile birlikte giderek radikalleşti ve en sonu 1847’de “Komünistler Birliği”, esas olarak sürgün işçi ve aydınlardan oluşan çok sayıda devrimci grubun birleşmesiyle kuruldu. Sonrasında Marks ve Engels rehberliğine giren bu örgütün programı aynı zamanda modern proletaryanın ilk devrimci programı olan Komünist Manifesto’dur.

Proletaryanın örgüt anlayışının gelişmesi elbette burada son bulmamıştır. Avrupa’yı (ve hatta sonrasında dünyayı) sarsan 1848 Devrimi, esas olarak yenilgiye uğramış ve peşi sıra uzun bir gericilik dönemi başlamıştır. Ancak sonuç olarak egemen sınıfların süreğen krizi ve ezilen emekçi sınıflar üzerindeki baskı, toplumsal hareketin gelişimini de koşullamıştır. İşçi sınıfının tek tek ülkelerde gelişen hareketi, süreç içinde ortak bir iradeye dönüşmüş ve bunun sonucu olarak 1864 yılında Enternasyonal İşçi Birliği, diğer bir ifadeyle 1. Enternasyonal kurulmuştur.

Marks ve Engels yoldaşlar, bu sürecin içinde aktif olarak yer almışlardır. Özellikle ilk Enternasyonal programı olan “Provisional Rules” Marks tarafından yazılmıştır. Bu doküman işçi sınıfının ancak kendi politik partisini kurduğunda sınıf olarak hareket edebileceğini öne sürmesi açısından önemlidir. Bu Marksizm’in örgüt sorununu daha ileri bir aşamada ele alması anlamına gelmektedir.

Böylece proletarya partisinin örgüt ilkeleri gelişmeye başlamıştır. Enternasyonal proletaryanın mücadelesi zamanla genişlemiş ve birçok ülkeye yayılmıştır. Böylece birçok ülkede sosyal-demokrat partiler kurulmaya başlandı. Belirtmek gerekir ki bu süreçte Marksizm, enternasyonal işçi sınıfı hareketi içindeki birçok sosyalist akımdan sadece biridir ve hakim akım değildir.

Aksine, Marksizm, 1848-71 arası dönemde, sınıf mücadelesinin çalkantılı süreci içerisinde, sınıf hareketi içindeki her türden oportünist eğilime karşı mücadele içinde gelişmiş ve enternasyonal proletaryanın bilimsel öğretisi olarak hakimiyet kazanmıştır.

Proletaryanın Bolşevik tarz örgütü

Lenin, Marksizm’e yaptığı başka birçok katkının yanında (o, Marksizm’i, Marksizm-Leninizm aşamasına taşımıştır) proletaryanın örgüt anlayışında da bir sıçrama yaratmıştır. Elbette ki çetin sınıf mücadelelerine sahne olduğunu Bolşevik Parti önderliğinde ilk proleter devrimine ev sahipliği yaptığını unutmamalıyız.

Çünkü ancak bu şekilde Marksizm’in sınıf mücadelesi ile olan organik ilişkisi ve ancak bu ilişki içerisinde gelişim gösterdiği anlaşılabilir. Proleter devrimci bilimin Marksizm’den Maoizm’e doğru gelişim seyri, proletaryanın sınıf mücadelesinde kazandığı deneyimin sentezlenmesi ile olmuştur. Bu gelişim seyri Paris Komünü’nden BPKD’ye doğrudur.

Gerçekten de Rusya’da devrimin ve proleter devrimci hareketin gelişim seyrine baktığımızda, KP anlayışının ortaya çıkmasının uzunca bir dönemi aldığını görebiliriz. Rusya Marksistlerinin örgüt konusundaki deneyimi, Marksist hareketin, tarihsel olarak henüz erken dönemini yaşamasından dolayı oldukça sınırlıydı.

İlk başlarda birbirinden kopuk devrimci gruplar halinde örgütlenen Rusya devrimcileri, mücadelenin gelişim seyri içerisinde, tek parti çatısı altında birleştiler ve böylece Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi ortaya çıktı (1898). RSDİP’in o zamanki örgüt anlayışına uygun olarak, hemen hepsi proletarya adına hareket eden ve sosyalizmi hedefleyen farklı düşünce alanlarını içinde barındırıyordu ve Lenin’in önderliğindeki Bolşevikler bunlardan sadece biriydi.

Marksizm’i merkeze almak ve devrimi hedeflemek bu farklı akımların ortak noktasıydı. Ancak doğru teorinin ortaya çıkması için, bütün bunların sınıf mücadelesi arenasında sınanması gerekiyordu. Ve öyle de oldu. Lenin’in eserlerinde, gerek Rusya’daki devrimcilerle ve gerekse de Avrupalı Marksistlerle örgüt sorununda sayısız polemiğe rastlayabiliriz.

Ki zaten RSDİP içindeki iki ana akım, Bolşevikler ve Menşevikler, Marksizm’e yaklaşımdaki başka ayrım noktalarının yanısıra örgüt sorununda da ayrışıyorlardı. Bütün bu ayrışmalara rağmen nispeten uzun bir dönem bu iki farklı görüş aynı parti çatısı altında kalmışlardır. Gelişen devrim mücadelesi ve buna paralel Lenin önderliğindeki komünistlerin, revizyonist-oportünist kesime karşı sürdürdüğü ideolojik mücadele, örgüt sorununda da sürgit devam etmiş ve en sonu Bolşevik Parti anlayışı ortaya çıkmıştır. RSDİP içindeki Bolşevik ve Menşeviklerin ayrılarak farklı örgütlerde yer almaları da bu şekilde mümkün olmuştur.

1912 yılında örgütlenen Prag Konferansı ile birlikte Lenin’in önderliğindeki Bolşevikler, Marksistleri, revizyonistlerden ayıran noktalarından biri olarak ortaya çıkmıştır. Bugün artık işin abecesi olarak ortaya koyduğumuz örgütlenme ilkeleri, örgüt içi çalışma tarzı vb. konular, bu deneyimin sonucudur. Bolşevikler ile Menşevikler arasında örgüt sorununda çıkan ayrışma, örgütsel işleyiş ve disiplin, partiye kimlerin ve hangi kıstaslar dahilinde katılabileceği vb. noktalardadır.

Menşeviklerin aksine Lenin, partinin, proletaryanın en seçkin, en ileri unsurlarından oluşan, katı bir disipline sahip, çelikten bir çekirdek olmasını savunuyordu. Bu, partinin kendini düşmandan koruması, Marksist niteliğini yüksekte tutması ve proletaryanın öncü-önder örgütü olarak devrime tereddütsüz yürümesi için gerekliydi. Menşevikler ise örgütü katı bir disiplinle şekillendirmek ve belli ilkelerle şekillendirmek bir yana, hemen her isteyenin Parti içinde yer alması taraftarıydılar.

Burada değinilmesi gereken bir diğer konu ise proletarya partisinin ilk başlarda sosyal-demokrat olarak isimlendirilirken, sonrasında komünist olarak ifade edilmeye başlanmasıdır. İlk başlarda sosyal demokrasi komünist niteliği karşılayacak şekilde kullanılıyordu.

Ancak I. Emperyalist Paylaşım Savaşı sürecinde birçok sosyal-demokrat partinin yozlaşarak, işçi sınıfına ihanet etmesi ve revizyonizmin batağına saplanmasıyla, gerçek Marksistler kendilerini, revizyonist-oportünistlerden ayırmak için doğrudan komünist sıfatını kullanmaya başladılar.

Bolşevik Parti anlayışının ortaya çıkmasından bahsederken, bunun salt bir örgüt modeli olmadığını önemle belirtmek gerekir. Onu sadece bir örgüt biçimi olarak kavramak; meseleyi mekanik tarzda ele almak, KP anlayışının içini boşaltmak demektir. Bolşevik örgüt biçiminin özünde yatan ideolojik temel, KP’nin proletaryayı ve onunla birlikte tüm insanlığı nihai hedef olarak komünizme taşıyacak niteliğe sahip olmasıdır.

Proletarya partisine, niteliğini kazandıran şey onun tek tek proleterlerden oluşması değil, ancak proletaryanın dünya görüşüne yani MLM bilimine sahip olmasıdır. Parti ancak bu ideolojik netliğe ve berraklığa sahip olduğunda proletaryanın çıkarlarını savunabilir ve geleceği kazanmasında proletaryaya öncülük edebilir.

Proletarya partisinin bu ideolojik niteliği, onun gelişiminin de temel dayanağıdır. Bir KP’nin gücü, esas olarak örgütsel açıdan ne kadar yaygın ve gelişmiş olduğuyla ölçülemez. Bu kuşkusuz önemlidir. Fakat KP’ler güçlerini bahsettiğimiz ideolojik netlikten alırlar. Gerçekten de bugün enternasyonal proletaryanın tarihsel deneyimlerine baktığımızda KP’lerin hemen her ortaya çıktığı yerde nispeten dar bir çepere ve sınıf düşmanına göre oldukça çelimsiz bir yapıya sahip olduğunu görürüz.

KP’ler önderliğinde sınıf mücadelesinin yürütüldüğü hemen her ülke için bu böyledir. Bunun nedeni öncelikle ileri teorinin, en başta genellikle nispeten daha az sayıda kişi tarafından kavranmasıyla ilgilidir. Bu, hareketin doğası gereği böyledir; en önde olanlar, en önce ulaşırlar. İkincisi ve daha önemlisi ise KP, ancak sınıf mücadelesi içinde inşa edilebilir ve buna paralel gelişebilir.

Onun gelişim dinamiği emekçi sınıflarla kurduğu canlı siyasal bağlardır. Bu anlamıyla sınıf savaşımının gelişim seyrine uygun olarak, parti kendini sürekli yeniden inşa etmelidir. Parti inşası bir aşamadan sonra duracak bir şey değildir. KP, sürekli olarak eskiyen yanlarından kurtulmalı ve yeni olana ulaşmalıdır. Sınıf savaşımında ulaşılan her yeni hedef, KP’nin önüne ulaşılması gereken daha ileri bir hedef çıkarır. Bunun için KP gücünü diri tutmalı, kendini ileri olana hazırlamalıdır.

Maoizm’in KP örgütlenmesine katkısı

KP anlayışının gelişimi salt Bolşevik örgüt anlayışıyla sınırlı kalmamıştır. Marksizm’in sürekli bir gelişim seyri izlemesiyle ilgilidir. ML’nin MLM aşamasına ulaşması, özellikle de Mao yoldaşın, diyalektik materyalizmin tek temel yasasının çelişki yasası olduğunu ortaya koyması, KP anlayışında da bir sıçramayı getirmiştir. Buna göre çelişki yasası evrenseldir ve doğadaki ya da toplumdaki her şey karşıtların birliği ve mücadelesinden oluşur. Gelişimin temel dinamiği karşıtlar arasındaki birlik ve mücadeledir.

Bu anlayışa göre KP de çelişki yasasından muaf değildir. KP de kendi içinde zıtların birliği ve mücadelesini barındırır. KP içinde bir proleter devrimci çizgi olduğu gibi bir de burjuva çizgi olabilir.

Mao’nun KP anlayışına yaptığı katkı, parti içi iki çizgi mücadelesi formülasyonudur. Böylece Bolşevik/Maoist parti anlayışı ortaya çıkmıştır. Burada önemle belirtmeliyiz ki parti içinde karşıt görüşlerin ortaya çıkması ve bunların karşılıklı mücadelesi Mao ile başlayan bir durum değildir. Marks ve Engels döneminden itibaren enternasyonal proletaryanın tarihi bunun örnekleriyle doludur. Mao yoldaş bu nesnel durumu incelemiş ve parti içi iki çizgi mücadelesi formülasyonunu ortaya koymuştur.

İki çizgi mücadelesi anlayışı parti içinde bir burjuva çizginin olmasını meşrulaştırmaz. Aksine partinin, sınıflı toplumun bir parçası olduğu ve sınıflı toplumdaki farklı düşüncelerin, burjuva oportünist anlayışların parti içinde de etkili olup, ortaya çıkabileceği gerçeğinden doğar. Önemli olan bu anlayışların, sapmaların açığa çıkarılması ve-ideolojik, politik, teorik, örgütsel vb. her alanda bu yanlış anlayışlara karşı mücadele edilmesidir.

Parti içinde ortaya çıkabilecek revizyonist oportünist sapmaların nedenlerini, varlık koşullarını tahlil edememek aynı zamanda proleter devrimci çizginin güçsüzleşmesini ve partinin, her türden burjuva anlayış karşısında ideolojik olarak zayıflamasını getirir. Böylesi bir durumun KP’leri yıkıma götürdüğü, enternasyonal proletaryanın tarihinden sabittir.

Diğer taraftan iki çizgi mücadelesinin sağlıklı bir şekilde yürütülmemesi, partinin gelişimini de sekteye uğratır. İki çizgi mücadelesi kavranmadığı müddetçe KP’lerdeki sapmalar ya da yozlaşmalar ancak burjuva egemen sınıfların marifeti ve-veya birkaç kişinin beceriksizliği ya da kötü niyetiyle açıklanabilir ki bunun anti-bilimsel olduğu ortadadır.

Yine belirtilmesi gereken bir nokta, Parti içi iki çizgi mücadelesi anlayışının, Bolşevik parti disiplini ile çelişmediğidir. Eğer böylesi bir disiplin olmasaydı iki çizgi mücadelesini sürdürmek mümkün olmazdı. Bu anlamda parti içi iki çizgi mücadelesi, KP’nin irade ve eylem birliğini güçlendirmenin esas yöntemidir.

Bolşevik/Maoist parti anlayışı, diğer her alanda olduğu gibi revizyonizmin saldırısına uğramakta, yozlaştırılmak istenmektedir. Revizyonizm doğası gereği sürekli olarak Marksizm’i tahrif etmeye, onun devrimci özünü karartmaya çalışır. Ve burjuvaziden farklı olarak revizyonistler, bir taraftan bunu yapmaya uğraşırken diğer taraftan Marksizm’in bayrağına sıkı sıkıya tutunurlar!?

Bugün emperyalist kapitalist sistemin ideologları “tarihin sonunun geldiğini”, “sınıfların ortadan kalktığını” ilan ederek Marksizm’in artık gereksiz olduğunu iddia ederler. Marksizm artık geçmişe, sınıfların ve sınıf savaşımlarının olduğu döneme aittir! Dolayısıyla onun tezlerine gerek kalmamıştır!!

KP’nin düşmanı sadece dışarıda değil

Revizyonistler ise bu teorilere prim vermez görünüp, Marksizm’i inkardan kaçınırlar ama onun devrimci özünü köreltmek için ellerinden gelen çabayı sarf ederler. Örneğin sınıfların varlığını yadsımazlar ama sınıf savaşını kesinlikle dillendirmezler. Devrim, devrimci şiddet, proletarya diktatörlüğü vb. tezlerin günü geçmiştir. Artık yeni şeyler söylemek gerekir!!

Böylece revizyonizm, burjuvazinin tüm ideolojik saldırılarını kendi tezleriyle tamamlar. Açıktır ki revizyonizmin, proletarya saflarındaki etkisi, işçi sınıfını burjuvaziye karşı silahsızlandırmaktan başka bir şey değildir. KP anlayışı konusunda da revizyonizm duraksamadan saldırıya geçmektedir. Bunun nedeni aslında oldukça basittir, KP’nin önderliği olmadığı müddetçe proletarya devrimi bir hayal olarak kalacaktır.

Devrimin artık gündem dışı olduğunu söyleyenler, geleceği burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki “barışta” arayanlar elbette KP’nin gereksizleştiğini, Bolşevik/Maoist Parti anlayışının çağdışı olduğunu söyleyeceklerdir. Ve bütün bunlar renkli teorik kılıflarda pazara sunulmaktadır.

Özellikle sosyalist ülkelerde yaşanan geriye dönüşlerle birlikte, MLM biliminin inkarı ve/veya tahrif edilmesi daha sık rastlanan bir durumdur. Bu her zaman açıktan açığa yaşanmakta, Marksizm’in, Marksizm adına tahrif edilmesiyle yani revizyonizmin ruhuna uygun olarak yaşam bulmaktadır. Sosyalizmde geriye dönüşlerin ardından revizyonizmin etkisi ciddi oranda artmış ve bu durum proletarya ve emekçi halk kitlelerinin saflarında da ciddi yankılar bulmuştur. Bunun sonucu, uzun bir dönemdir etkilerini gördüğümüz tasfiyeciliktir.

Tasfiyecilik, özetle MLM’nin bir devrim bilimi olduğu noktasında yaşanan kırılmanın sonucudur ve KP anlayışı konusunda da farklı kılıflar altında ortaya çıkmaktadır. Özellikle KP örgütlemek yerine, sınıf mücadelesine ona “alternatif” olan araçlarla müdahale etmeye çalışmak bunun ortaya çıkan bir biçimidir. Bu, çoğunlukla “meşruiyet zemini” gerekçesiyle açıklanan bir teoridir.

Proletarya, sömürücü sınıflara karşı mücadelesinde meşruiyet zeminini, burjuva demokrasisinin çeperleri içinde aramaz. Aksine proleter devrimci anlayış tüm asalak sınıfları ve sömürünün tüm biçimlerini gayri-meşru ilan eder.

Sömürü olduğu müddetçe buna karşı savaş da var olacaktır. Ve burjuvazi kendi kendine teslim olmayacağına göre, proletarya onu devrimci şiddetle ezme konusunda bir an olsun tereddüt yaşamamalıdır.

Proletaryanın büyük öğretmeni Lenin, burjuva demokrasisinin bütün olanaklarından yararlanmak gerektiğini söyler. Bu olanaklardan yararlanmak, ancak KP’nin ideolojik önderliği var olduğu müddetçe devrime hizmet edebilir. Aksi durumda proletarya ve emekçi sınıfların devrimci enerjisi bu “olanaklar” içinde harcanmaktan kurtulamaz.

KP anlayışının tahrif edilmesinin bir başka yöntemi ise halkın geniş kesimlerini kucaklamak adına, onun proleter niteliği ile oynanmasıdır. KP sadece proletaryanın partisidir. Ve sadece proleter devrimci ideoloji ile şekillenir. Onun, halkın en geniş kesimleriyle olan bağlarının ideolojik temelinde, proleter devrimci ideolojinin, bütün insanlığın kurtuluşunu hedefleyen komünizm perspektifi bulunur.

Ve KP, bunun örgütsel zeminini, emekçi sınıfların en geniş kesimlerine ulaşarak ve onları proleter devrimin saflarına kazanarak inşa eder. Aksi anlayışlar emekçi sınıfları proleter saflara kazanmak yerine, KP’nin proleter saflardan, bir başka deyişle amacından, uzaklaşmasına, yozlaşmasına neden olur/olmaktadır. Diğer her alanda olduğu gibi KP anlayışında da revizyonizmin saldırılarına karşı uyanık olunmalıdır.

Sorun oldukça nettir: Proletarya devrimi ve komünizm hedefi varsa, KP de olmalıdır. Ya ikisi birden vardır ya da ikisi de yoktur! KP, proletaryanın burjuvaziye karşı savaşımında bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır ve kuşkusuz ki, nihai hedef olarak komünizme varılmadan yani sınıflı toplum tümüyle ortadan kalkmadan bu ihtiyaç yok olmayacaktır. Devrimi kazanma, koruma ve sürdürmede KP, proletaryanın en nitelikli silahıdır. Bu silah gözbebeği gibi korunmalı ve ustaca kullanılmalıdır.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu