Makaleler

Krizden çıkış arayışı olarak; KARA PARA

TC egemenlerinin uzun süredir içinde bulundukları iç ve dış politikadaki yönetememe krizleri, her geçen gün daha da büyüyen siyasi, ekonomik krizleriyle birlikte içinden çıkılamaz hale gelmiştir.

Egemenler henüz 2001-2004 krizlerini atlatıp, etkilerinden kurtulamamışken, emperyalizmin halen devam eden 2008 mali krizinin patlak vermesi, sistemin çelişkilerini daha da derinleştirmişti. Erdoğan’ın sık sık “bizi teğet geçti”ğini söylediği krizin merkez üssü olan emperyalist ülkelerin Merkez Bankalarının piyasaya sürdükleri faizsiz sıcak paraların bir kısmının Türkiye gibi ülkelere kayması, ilk yıllarda krizin etkisinin görece az hissedilmesini getirse de gelinen aşamada bu ülkelerdeki büyüyen borçların, düşen emtia (malların) fiyatlarının artması, ülkedeki ve bölgedeki savaş gerçekliği, siyasi toplumsal istikrarsızlığın büyümesi gibi nedenlerden dolayı gelen sermayenin de kaçmaya başlaması TC ekonomisini de ciddi bir çöküşe doğru götürüyor. Hele ki istikrarın bozulmadığı iddia edilse de piyasaları alt üst eden “darbe” girişimi sonucu S&P tarafından kredi notu düşürülmesi bu çöküşe hız kazandıracaktır.

Buna bir de dış politikada “komşularla sıfır sorun”, “Ortadoğu’da kurucu güç” olma hayallerinden tüm komşularla soruna, “stratejik derinlik”ten “stratejik yalnızlığa” ulaşılmasının siyasi, ekonomik faturasını da eklemek gerekir. Sadece geçtiğimiz yıl Türkiye’nin Rus savaş uçağını düşürmesiyle başlayan ve bugün TC’nin ilişkilerini düzeltmeye çalıştığı “tükürdüğünü yalamak” polemiği üzerinden tartışılan krizin bile Türkiye’deki turizmi ve tarımı çökertmeye yettiğini görüyoruz. Ayrıca diğer komşularla da savaştan dolayı azalan ihracat ilişkilerini, büyüyen mülteci sorununu ve bunu Türkiye’ye yansımalarını da dahil etmek gerekiyor.

Yine iç politikada; “çökertme planı” adı altında başta Kürt halkı ve devrimci, demokrat, toplumsal muhalefet olmak üzere tüm halka yönelik topyekûn bir savaş yaşanmakta. OHAL süreci ile bu savaşın derinleştirileceğini ve yaygınlaştırılacağını ön ğormek çok da zor değil elbette. Ayrıca devlet ortaya saldığı ve kendisinin besleyip büyüttüğü DAİŞ çetelerinin patlattığı bombalarla korku ve panik yaratarak ırkçılığı ve faşizmi de kışkırtmaktadır.

Kuşkusuz yürütülen bu savaşın siyasi, sosyolojik, psikolojik, askeri boyutunun dışında bir de ekonomik maliyeti, finansmanı bulunmaktadır. Yaşanan savaştan dolayı bölgede işyerlerinin kapanması, istihdamın düşmesi, bölgeye gelen yatırım ve sermayenin kaçması gibi sonuçlar var olan ekonomik krizi daha da büyütürken, açlık, yoksulluk ve işsizliği de artırmakta. Gelinen aşamada ise ülke genelinde ihracat düşerken imalat sanayi de son yedi yılın en düşük seviyesine gerilemiş durumda. Ve kapıda bekleyen büyük krizin çanları çalmakta.

 

Suriyelilere vatandaşlık tartışması ve kara para akışı

Egemenler, içinde bulundukları krizden çıkabilmek, ekonomiye geçici de olsa nefes aldırıp rahatlayabilmek için çeşitli arayış içindeler. Bu arayışlardan biri de savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan Suriyelilere vatandaşlık verilmesi tartışmaları. TC’nin topraklarında yaşayan Suriyelilerin daha göçmenlik statüsünü tanımamışken vatandaşlık hakkının verilmesinden bahsetmesinin bir ayağını 3 milyon Suriyelinin oy deposu olarak görülmesi oluştursa da en önemli ayağını savaştan kaçan Suriye sermayesinin Türkiye’de yatırıma dönüştürülmesi isteği ve Suriyelilerin kalifiye emeği ile ucuz işgücü potansiyelinden daha fazla yararlanma plan ve isteği oluşturmakta. OHAL kanunu düzenlemelerinde yer alan “zorunlu çalışma” maddesinin uygulanması durumunda kölelik koşulları tartışmasız hüküm sürebilecektir.

Egemenlerin sıcak para arayışlarının en önemli hamlelerinden birisini de önümüzdeki günlerde yasalaştırılması beklenen, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen ve başbakanın bayram “müjdesi” olarak sunduğu “yeni” teşvik paketi” oluşturuyor. Torba yasa biçiminde getirilen ve içerisinde “vergi affı” olarak da değerlendirilen damga, resmi harç, kurumlar, emlak vergilerinde, BAĞ-KUR primlerinde, ÖTV ödemelerinde, iş sağlığı ve güvenliği yasasında ve 2B arazilerine ilişkin vb. çok çeşitli düzenlemelerin bulunduğu “yeni teşvik paketi”nin en önemli maddesini ise “varlık barışı” olarak da adlandırılan düzenleme oluşturuyor. Geçmiş yıllarda da çıkarılan “varlık barışı” uygulaması kapsamında ülke dışından getirilen mal varlıklarından yüzde 2’lik vergi alınırken, yeni düzenlemeyle % 2’lik vergi de alınmayacak. 31 Aralık’a kadar yurtdışından gelen para, altın, bono, tahvil, hisse senedi gibi her türlü servet kayıt altına alınmadan, vergisi istenmeden, nereden geldiği, kaynağı sorgulanmadan ülkeye getirilebilecek.

Panama Belgelerinde de ortaya saçıldığı gibi zenginlerin vergi ödememek ve kara paralarını aklamak için farklı ülkelerde kağıt üzerinde “off-shore” şirketler kurup, “iflas” göstermelerini seyreden devlet, halkın ise nefes almasını dahi vergiye bağlamak istiyor. “Varlık barışı” düzenlemesiyle de, başta 17-25 Aralık sürecinde kaçırdıkları paralar ve “off-shore” şirketlerdeki paraları olmak üzere her türlü kara paralarını sorunsuzca ülkeye getirerek aklamak istiyorlar.

Faşist sistem kaynağı belli olmayan para akışıyla her ne kadar piyasayı canlandırıp, kriz ortamında bir rahatlama sağlamayı hedeflese de bu isteğin yaşam bulma şansı ise yok. Zira kayıtsız giren paranın, ülkede kalması yönlü bir düzenleme olmadığı için, giren paranın da sadece giriş-çıkış yapmayacağının garantisi yok. OHAL ile birlikte artan istikrarsızlık ve savaş gerçeğini düşündüğümüzde de gelen sermayenin kendisini aklayıp kaçması büyük olasılık.

Şunu belirtmeliyiz ki, yapılan bu düzenleme esasta başta Erdoğan ve şürekâsı olmak üzere egemenlerin kirli paralarının aklanmasını sağlayıp Türkiye’yi kara para cenneti haline getirirken kirli savaşlarını sürdürmelerini ve DAİŞ gibi çeteleri daha fazla beslemeleri için kaynak yaratmalarını kolaylaştıracaktır sadece.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu