Dünya

Ortadoğu, TC, Suriye…

“Arap Baharı” adı altında Kuzey Afrika vc Ortadoğu ülkelerinin pek çoğunda geçtiğimiz yıllarda ortaya çıkan hareketlenmelerin ve değişimlerin son durağını Suriye oluşturdu.

Suriye, Ortadoğu enerji kaynaklarının önemli bir bölümünü barındırması açısından, öteden beri emperyalist devletlerin iştahını kabartan bir konuma sahiptir. Bu yapısı gereği emperyalistler arası paylaşım savaşlarının odağı olmaktan kurtulamamış ve günümüzde de önce Irak ve bugün Suriye iç savaşı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Suriye petrol bakımından zengin bir ülke olmamasına rağmen Suriye’nin hedef olarak seçilmesinin nedeni nedir? Bilindiği gibi Suriye ekonomik ve siyasi olarak büyük ölçüde Rusya’ya bağlı olmakla birlikte Çin ve İran ile de yakın ilişki içerisinde olması başta ABD olmak üzere batılı emperyalist devletleri Ortadoğu politikaları açısında rahatsız etmektedir. Ayrıca, Suriye’nin jeopolitik konumu da önemli bir neden sayılabilir.

Yani Suriye Akdeniz’den Ortadoğu’ya giriş noktasında yer almaktadır. Diğer bir neden ise, jeopolitik konumu gereği enerji nakil yolu durumunda olmasıdır.  Suriye topraklarından taşınan enerjinin yalnızca geçiş ücretinin senede 4 milyar dolar olduğunu düşünürsek taşınan petrol ve doğalgaz miktarının ne kadar boyutlu olduğunu anlarız.

ABD emperyalizmi Suriye’yi hem pazar olarak ele geçirmek ve hem de Akdeniz’den Ortadoğu’ya geçiş yolunu açmak için ve ileride gerçekleşecek bir İran saldırısı için yolların temizlenmesini amaçlamıştır.

Sorunun diğer bir ayağı ise ABD’nin “Büyük Ortadoğu Projesi” gereği bölgede denetimi altında olmayan İran ve Suriye gibi ülkeleri denetim altına alma hevesidir. Bunun gerçekleşmesi için bu ülkelerin yönetimlerinin değiştirilip kendisine bağımlı yeni yönetimlerin oluşturulmasıdır. Ayrıca enerji kaynaklarının önemli bir bölümü nün üzerinde bulunan Kürdistan sorununun  kendisine bağımlı bir şekilde çözülmesi konusu da projenin parçaları arasında yer almaktadır.

ABD emperyalizmi ve müttefikleri amaçlarına ulaşmak için başlangıçta Suriye’yi işgal etmeyi hedeflediler. Rusya ve Çin’in Birleşmiş Milletler de işgale karşı veto yetkisini kullanması sonucu işgal arzusunun önü kesilmiş oldu. Bu arada işgal konusunda son derece hevesli olan TC’nin de hevesleri kursağında kaldı.

TC’nin Rahatsızlığı

Suriye olaylarının başlangıcında işgal konusunda TC son derece istekli görünüp, onay verilse her an Suriye’ye girip işgal edecekmiş gibi bir hava yarattı. TC’nin işgal konusunda bu kadar istekli kılan neydi? Bilindiği gibi geçmişte yaşadığı bir Irak deneyimi vardı ve Özal’ın döneminde “bir koyup üç alma” hevesiyle başlayıp, uyguladığı uşaklık politikasının karşılığı olarak üç yerine hava alan TC’nin ekonomik kayıpları yanına kar kaldı. İşgal hazırlıkları sırasında işi “at pazarlığına” dönüştüren TC pazarlıktan bir şey kazanamayınca, mecliste oylanmak için bekleyen tezkere meclisten geçmeyince ABD’nin işgal planları alt-üst oldu.

TC ABD’nin işgali sırasında  ise bu durumun bedelini ağır ödemiş; “kırmızı çizgileri” işgalci ABD tarafından çiğnenip, başlarına bir de çuval geçirilip, tamamen pembeleştirilmiştir. TC aynı hataya Suriye de düşmek istemiyordu ve o nedenle herkesten önce soruna müdahil olup, özellikle Kürt bölgelerinde ki gelişmeleri kontrol altında tutmak istiyordu. Ne ki TC’nin tüm çabalarına rağmen son gelişmeler hiçte onun istediği gibi olmadı ve olmuyor.

Suriye’de iktidar ile muhalefetin sürdürdüğü savaşın dışında kalan Kürt muhalif grupları kendi içlerindeki bütünleşmeyi ve örgütlenmeyi sağlayıp Suriye Kürdistan’ı için özerkliğini ilan etti. Bu son derece önemli bir gelişmedir.

Çünkü bu özerklik başta Kürt Ulusu olmak üzere tüm halklar devrimci ve demokrat çevrelerde ciddi bir moral kazanıma neden olmuştur. Ayrıca bu gelişme TC’yi ciddi bir panik havasına sokmuş ve tehditler havada uçuşmaya başlamıştır. Özerklik ilanı ve TC’nin tehditleri diğer yandan Türkiye Kürdistan’ındaki hareketlenmeyi hızlandırmış.

Ankara’nın ödünün kopmasına şaşmamalı PKK kuzeni PYD’nin ev sahipliği nde Suriye’de güvenli sığınak bulmakla kalmıyor, ileride facto Kürt devletçiği de Anadolu’daki Kürtlere güçlü bir işaret gönderiyor” (Pepe Escoper Radikal 09.07.2012)

TCnin asıl korkusu Kürt sorunudur. Suriye’ de Irak’taki gibi özerk bir Kürt bölgesinin oluşumundan ve daha uzun vadede Kürt sorununun gelişip güçlenmesinden ve kendi sınırları içerisini de kapsayıp devletleşmesinden korkuyor. O nedenle bu yöndeki her türlü gelişmeyi önlemek için elinden geleni yapıyor.

TC’nin bütün engelleme çabalarına rağmen ABD ve müttefiklerinin, yeni Ortadoğu Projesi içerisindeki hedefleri TC’nin beklentilerini alt üst edecek niteliktedir. Bu güçler tarafından Ortadoğu’nun sınırları yeniden çiziliyor.

“Dimyata Pirince giderken Evdeki bulgurdan olmak.”

TC ekonomik ve siyasi olarak yarı sömürge olması nedeniyle Suriye konusunda uyguladığı tamamen ABD çıkarlarına uygun politikanın bedellerini ekonomik olarak ağır ödemektedir. TC Suriye konusuna herkesten önce müdahil olup başlangıçta hevesli bir işgalci durumundayken işgal şartlarının ortadan kalkması sonucu bugün Suriye’deki iç savaşın, ABD’nin taşeronluğunda, bire bir destekleyicisi olup, 100 bine yaklaşan mülteci ile sorunu kucağında bulmuştur. Bu durumun ekonomik olarak TC’ye verdiği zarar son derece yüksektir. Suriye ile olan ticaret hacmi 2 milyar dolar iken, Suriye – TC krizi sonrası bu hacim 338 milyon dolara düşmüştür. Gümrük kapılarının kapanmasından sonra Türkiye’nin Suriye’ye ve Suriye üzerinden 11 Ortadoğu ülkesine yaptığı ihracat durma noktasın gelmiştir. Çare olarak tırların Ro-Ro gemisiyle Mısır’a taşınması ise sorunu çözmediği gibi, maliyeti büyük ölçüde artırmıştır.

TC’nin Tampon Bölge Çabaları

TC mülteci akınını bahane ederek Suriye sınırları içerisinde bir “tampon bölge” oluşturma çabası içerisine girdi. Bundaki amacı elbette ki tampon bölge ile mültecileri yalnızca sınırın dışında tutma çabası değildi.

Bunun bir nedeni işgal için zemin hazırlayıp ülkenin bir bölümünü işgal etmek 2. nedeni ise öteden beri tedirgin oluğu Kürdistan bölgesindeki gelişmeleri kontrol altına almaktır. Ne var ki TC’nin bu hevesi de kursağında kalmış, çünkü emperyalist efendileri ve pek çok ülke temsilcileri Birleşmiş Milletler toplantısına katılmayıp TCyi tamamen yalnız bırakmışlardır. Tam da bu sıralarda ABD Genel Kurmay Başkan’ı Demsey; “Tampon bölge kurmanın savaşa girmek olduğunu Suriye’ye müdahale etmenin gerçekçi” olmadığını ifade etmiştir.

Ayrıca 16 Eylül Pazar günü görüşmek amacıyla gelen ABD genelkurmay başkanı Demsey’in bu konuda yaptığı diğer açıklamalar ise şöyle : “Sonuç ta Türkiye mülteci sorunuyla tek başına başetmek durumunda”. Tampon bölgenin ise “bunun uçuşa yasak bölgeler oluşturulmasını gerektireceğini ve böyle bir askeri tasarrufun da Şam rejiminden gelecek misilleme nedeniyle çok riskler taşıdığına işaret etmişti.

Pazar günü Genel Kurmay Başkanı ile ABD Genel Kurmay Başkanı Demsey’in gerçekleştirdiği görüşmelerin perde arkasında neler konuşulduğu henüz ortaya çıkmamıştır. Muhtemelen gerek PKK ve gerekse Suriye için yeni senaryolar konuşulup uygulamaya konulabilir veya yeni provakatif saldırı zemini oluşturma çabaları ortaya çıkabilir.

Son olarak Akçakale’de yaşananlar ve hemen akabinde meclisten Suriye tezkeresinin geçmesi de bunun bir göstergesidir.(Bir Ö-G okuru)

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu