GüncelMakalelerPusula

PUSULA  |Yönelim doğrultusunda kararlılıkla yürümek…(5)

"Sonsuz canlılığa kavuşabilmenin yolu yenilenmektir…"

“Bize gerekli olan şey, heyecanlı fakat sakin bir ruh hali ve sıkı fakat düzenli bir çalışmadır.” (Mao, Seçme Sözler, s. 130)

Proletaryanın devrimci davasının haleflerinin yetiştirilmesi sorunu neredeyse her dönem önemli bir konu olarak gündeme alınmıştır. Ancak henüz başlarken belirtmeliyiz ki, bu konuda istediğimiz düzeyde bir gelişim sağlayabilmiş değiliz.

Somut durum, bünyemizdeki kadro, üye ve faaliyetçilerin çoğalma ve gelişme derecesine bakılarak rahatlıkla anlaşılabilir. Yeni insanı yaratmada üretken bir kolektif olmadığımızı kanıtlayan bu durum, hepimize ertelenemez görevler yüklemektedir.

En nihayetinde biliyoruz ki, en iyi, en doğru, en devrimci kararlarımız onları uygulayacak insanlara sahip değilsek, birer kağıt parçaları olarak kalacaktır.

Bu sorunu aşmak için proletarya partilerinin en önemli görevlerinden biri kuşkusuz sürekli yenilenmektir. Bu yenilenme sadece güncel politikaya uyum anlamında değil faaliyetçi anlamında da bünyenin taze kanla beslemesidir.

Oysa proletarya partisi saflarında yaşanan tablo bir süredir böyle değildir. Bu durumu tersine çevirmek için önce anlayış düzeyinde bir değişime yol açmak gerekmektedir.

Her şeyden önce kadrolar-militanlar-faaliyetçiler mücadele içinde gelişir ve her çizgi-yönelim kendi kadrosunu, militanını, faaliyetçisini yaratır. Kadro sorunu yaşıyorsak, öncelikle görmemiz gereken şey, mücadele cephesindeki duruşumuzun problemli olduğudur. Çünkü, kadro ve faaliyetçi sorunu bir çizgi sorunudur.

Kitle mücadelemiz geliştirildiği, halkın davasına hizmet etmek için her türlü fedakarlığın gösterildiği, doğru politik yönelimlerin belirlendiği bir ortamda, yeni militan-savaşçı vb. sorunu yaşanmaz. Dolayısıyla kadro ve militan sorununu devrimci pratiğimizden bağımsız ele almamalıyız. Bu tek başına kısa süreli, yoğunlaştırılmış eğitimlerle çözülecek bir sorun da değildir.

Bu eğitimler gerçek etkisini sahada, sınıf mücadelesinin değişik alanlarında militan bir pratik içinde gösterir ve ancak böyle ele alınırsa ideolojik ve siyasi gelişmeye katkı sunar; tersi durumda etki düzeyi sınırlı kalır, yalnızca geçici başarılar sağlar.

Yeni kadro ve militanların açığa çıkarılması, özel bir politikayı, sürekliliği ve özgün bir çalışmayı; yukarda Mao’dan alıntıladığımız gibi “heyecanlı fakat sakin bir ruh hali ve sıkı fakat düzenli bir çalışma”yı gerektirir. Koşullarımızın taşıdığı çeşitli dezavantajlar, bu özenli ve ısrarlı yaklaşımı daha da zorunlu kılmaktadır.

Yani, bu konuda ileriye doğru yol almak için, tüm çalışma alanlarında öne çıkan yoldaşlarla özel eğitim çalışmaları yapılmalıdır. Pratik sorunlara yönelik tarzda yürütülecek eğitim çalışmaları aynı zamanda karşılaşılan sorunların çözümüne de hizmet edecektir. Bu noktada proletarya partisinin son tartışmalarında aldığı somut kararlar önemlidir.

Proletarya Partisi “Partimiz kadro ve üye politikasını da tartışmış ve belli sonuçlara ulaşmıştır. Bu tartışmadan çıkan sonuç Partimizin halef kadro yetiştirmesinde somut adımlar atması ve belli planlamalar yapması gerektiğidir. Parti okulundan, eğitim devrelerine kadar izlenecek bir dizi pratik çalışma, Partimizin örgütsel alanda sağlamlaşmasına ve gelişmesine hizmet edecektir” demektedir.

Bu söylem, sınıf mücadelesinin en iyi öğretmen olduğu klasik doğrusunun ötesinde, nitelikli kadroların yetiştirilmesine özel olarak yoğunlaşılması gerektiği gerçeğinin altını bir kez daha çizmek anlamına gelmektedir.

Halefler yetiştirme perspektifiyle birlikte ele alınması gereken bu yönelim; faaliyetçilerin ideolojik yapılarının güçlendirilmesi, politik donanımlarının artırılması, teorik seviyelerinin geliştirilmesi ve militan bir karakter edinmeleri için yürütülecek çok yönlü eğitim çalışmalarını kapsamaktadır.

 

Nasıl Bir Eğitim Politikası?

Ama altını yukarıda da çizdiğimiz gibi bu eğitim programı içinde özellikle devrimci pratik üzerine yoğunlaşmak, sonsuz bir sarmal halindeki öğrenme eylemine doğru bir yerden yaklaşmak anlamına gelecektir.

Marksist-Leninist-Maoist bir eğitimden söz ettiğimizde sadece okumaktan, tartışmaktan ya da daha kötüsü tıpkı bir dershane eğitimini gibi hızlandırılmış bir kurstan bahsetmediğimiz bilinmektedir. “Bir Bolşevik, okul çocuğu değildir. O, siyasal olarak eğitiliyor ve onun öğrenimi, günlük siyasal ve pratik mücadele ile birleştirilmelidir. Bir Bolşevik hem okulda hem de Parti toplantılarında ideolojik olarak silahlandırılmalıdır.” (Parti Eğitimi ve Parti-İçi Demokrasi Üzerine, L.M.Kaganoviç)

Proleter sınıf partileri, mücadele içinde çelikleşir. Yetersizliklerini mücadele içinde görüp giderirler. Etkin bir önderlik, ideolojik netlik, siyasal yetkinlik ancak böylesi bir pratik içinde kazanılır. Bu pratiklerden soyut “siyasi çalışmalara önem verelim” vb. söylemler, bir yemek tarifi gibidir. Pratik olarak eğitici, geliştirici, yaratıcı bir değeri yoktur.

Nasıl ki akan su berrak olursa, sınıf savaşımına kendi sınıfı adına tereddütsüzce katılan her militan da savaştıkça gelişir-netleşir ve derinleşir.

Kadroların saksıda yetişmeyeceğine dair sürekli alıntıladığımız söylemin, temas ettiği nokta da burasıdır. Hiçbir kadro, hiçbir faaliyetçi ya da taraftar, pratik dışında bir alan üzerinden test edilemez/edilmemelidir.

Bunu esas almadığımızda, doğru bir kadro politikası izleyemeyeceğimizi bilmemiz gerekir. İşe sınıf mücadelesi karşısındaki duruşla başlanmalı ve sorunun ideolojik politik eğitimle ilgisi, pratiğin önceliği gölgelenmeden ele alınmalıdır.

Zira bu eğitim de pratikte sınanmayan bir metodla yürütülürse, aynı kapıya çıkacağı kesindir. Öyleyse, teori ile pratiğin diyalektik bağı, sürecin ilerletilmesinde, sağlıklı bir biçimde kurulmak zorundadır.

Komünist parti bir şekilde temas ettiği her birey için, faaliyetçi ve kadroları için sürekli, tempolu bir eğitim sürecinin takipçisi olmalı, tüm yoldaşların ihtiyaçlarına göre belirlenmiş eğitim çalışmaları mutlaka örgütlenmelidir. Ancak sorun eğitim çalışmalarının karar altına alınması ya da konu başlıklarının belirlenmesiyle bitmemekte hatta yeni başlamaktadır.

Görevleri ortaya koymak yeterli değildir, aynı zamanda bunları yerine getirmeyi sağlayacak metotlar sorununu da çözümlemek gerekir. Diyelim ki görevimiz nehri geçmektir, ama köprü veya kayık yoksa nehri geçemeyiz.

Köprü veya kayık sorunu çözümlenmedikçe nehri geçmekten söz etmek neye yarar? Metotlar sorunu da çözümlenmedikçe, görevler üzerinde çene çalmak, gereksiz ve gevezelikten başka bir şey değildir.” (Mao, Seçme Sözler, s. 128)

Tüm kolektifin, komitelerin, toplantıların, eğitim programlarının faaliyetçilerin işlendiği birer demirci ocağı haline dönüştürülmesi gerçek ve gelişen devrimci teoriye yoğunlaşarak olur. Lenin’in “bizim teorimiz bir dogma değil, bir eylem kılavuzudur” sözleri bu anlama gelmektedir. İşte ihtiyacımız olan da böyle bir teori ve teorik çalışmadır. Öğrenmek, her zaman, her adımda, her mücadele sürecinde, içerde ve dışarda yapılması gereken bir eylemdir…

Genellikle tercih edildiği gibi belirlenmiş kitapların ya da makalelerin okunmasından, hazırlık yapan yoldaşların yaptığı sunumlardan; hazır taslaklardan, ezberlerden değil yaşamın içindeki teoriden beslenmek durumundayız.

Böyle olmadığında çalışmalar birbirinin tekrarına dönüşmekte daha çok da sunumu yapacak yoldaşların hazırlandığı eğitimlere takılı kalmaktadır. Çalışmalarda mutlaka tüm yoldaşların belli bir hazırlık içinde olması hedeflenmeli, ancak çalışmanın yönlendirilmesi açısından elbette görevlendirmeler yapılmalıdır.

Bu konuda komünist ustaların çalışmaları birer örnektir. Lenin sürekli teorik sorunları günlük pratikle birleştirmekten bahsetmekte; Stalin en karmaşık teorik sorunlarla günlük mücadelenin nasıl birleştirileceğinin örneklerini sergilemekteydi.

 

Halef Yetiştirme Meselesi

Kolektif içinde her çalışma biriminin aldığı farklı görevler konusundaki duruşu başarılı bir faaliyet süreci geçirip geçirmediğine dair önemli ipuçları verirken özellikle kadro sorunu konudaki tutum ve çalışma ayırt edicidir.

Örneğin bir komite kendisine verilen tüm görevleri yerine getirmiş ancak haleflerini yetiştirememişse kısa-dönem bir görüşle, günübirlik çalışma açısından kimi başarılar kazanmıştır denilebilir. Ancak uzun vadeli planlar açısından bakıldığında haleflerini çıkartamamış, yeni-farklı çalışma alanlarında çalışmayı sürdürmeye hazır yoldaşları yetiştirememiş demektir. Ki bu da basit bir şey değildir.

Bu konuda karşımıza çıkan kimi kötü alışkanlıklarımız mevcuttur. Örneğin bazen alanlardaki deneyimli yoldaşlarımızın çalışma tarzı, yeni kadro ve faaliyetçilerin ortaya çıkmasını ve gelişmesini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Faaliyet alanına yeterince vakıf olmak, bundan kaynaklı hızlı, doğru ve anında müdahalelerde bulunabilmek, görece başarılı bir faaliyet sürdürüyor olmak vb. nedenlerle bu yoldaşlar yeni yoldaşların açığa çıkarılması ve örgütlenmesinde yeterince atak olamamaktadırlar.

Tecrübesizlik, örgüt deneyiminin “yeterince” olmaması vb. gerekçeler geçmişin imtihanlarından geçmiş yoldaşlarımızın bugünün öğrencilerini açığa çıkartmakta tutuk kalmasına yol açmaktadır. Burada günlük çalışma içinde unutulan şey, hiç kimsenin tüm bu yeteneklerle doğmadığı, bunların ne kadar yetenekli olursak olalım pratik içinde öğrenilerek, çelikleşilerek kazanıldığıdır.

Bütün genç kadroların şu ya da bu şekilde eksikleri olduğu doğrudur. Fakat bunlar, devrimci mücadele içinde eğitilerek ve çelikleşerek tedricen yenilebilir. Bunun yanı sıra, genç kadroların sahip olduğu kuvvetli yönler de kabul edilmelidir.

Yaşantının başlangıcında, canlılık dolu, yeni şeylere duyarlı ve işlerine karşı çok heveslidirler. Eğer sıkı çalışmaya, kuvvetli yönlerini ön plana çıkarmaya, eksikliklerinin üstesinden gelmeye ve yaşlı devrimcilerden öğrenmeye istekliyseler, hızlı gelişme kaydedebilirler ve pek uzak olmayan bir gelecekte yaşlı kadrolara yetişebilirler.

Genç kadrolar hakkında karar verirken yalnızca onların eksiklerini ve şimdiki düzeylerini hesaba katıp, onların kuvvetli yönlerini ve gelişme hızlarını gözardı etmemeliyiz.” (Parti Eğitimi ve Parti-İçi Demokrasi Üzerine, L.M.Kaganoviç, s. 55)

Sıkça kullanılan benzetmede olduğu gibi “uzun mesafe bayrak koşucuları gibi, devrim çalışmalarını genç kucağa aktarabilmek için gerekli hazırlıklar”ı yapmamak önemli bir sorundur. Bu, yarım asra yaklaşan bir gelenek söz konusu olduğunda daha da önemlidir. Bizler biliyoruz ki bu konuda önemli eksikliklerimiz söz konusudur. Kolektifimizde “eski” yoldaşlarla “yeni” yoldaşlar arasında çelişkiler ortaya çıkmakta ve bu durum özellikle “devrim çalışmaları” deneyimlerinin genç kuşaklara aktarılmasının önüne engel olarak çıkmaktadır.

Bu noktada asıl görev “eski kuşak”lara düşmektedir. Bu zenginlik ancak “yaşlı” ve “genç” kuşak devrimciler arasındaki çelişki doğru ele aldığında kolektifin bütününe mal edilebilir.

Dolayısıyla halef yetiştirme politikasında “eski” yoldaşlara (ve elbette “genç” yoldaşlara da) büyük bir görev düşmektedir. Komünist partisi gibi örgütlenmelerde, görev ve sorumluluklar paylaşılarak güçlenme sağlanabilir. Makam ve mevkiler devredilerek ilerlenebilir. Bu yapılmadığında içten içe çürüme, bürokratlaşma kaçınılmazdır.

 

Yazmak sadece yazmak mıdır?

Aynı şekilde kolektifin olumlu ya da olumsuz tüm deneyimlerinin yazılı hale getirilmesi ve kalıcı olarak kolektifin tarih hazinesinde arşivlenmesi de eğitim faaliyetinin önemli ayaklarından biridir. Burada hem yazan kişi ya da kişiler hem de toplam açısından çoklu bir faydadan bahsetmek mümkündür.

Yazma ve okuma faaliyeti aynı kefeye konulmamalıdır. Bu ikisi arasındaki fark, yazmanın aynı zamanda okuma eyleminin pratiğe dökülmesi olmasıdır. Yazıya dökme kişiyi geliştiren önemli siyasal çalışmalardan biridir.

Bir toplantıyı raporlaştırmaktan tutalım da okuduğumuz bir kitabın özetine kadar, bir makaleden bir faaliyetin raporlaştırılmasına kadar geniş bir yelpazede yazı yazmak politik bir eylemdir.

Durum bu konuda yeteneğimizin olup olmadığıyla alakalı değildir. Zira bilinir ki araştırma ve yazma yeteneği, diğer pek çok meselede olduğu gibi pratikle edinilmekte, uğraş içine girmekle kazanılmaktadır.

Sürekli kavrayış sorunundan söz ettiğimiz, araştırma ve analize vurgu yaptığımız, bütün bunlar için teorik politik çalışmanın önemine dikkat çektiğimiz bir tablo söz konusudur. Elimizde “birileri” tarafından ortaya konulan araştırmalar, yazılan belgeler vb.de vardır. Bizim de bunlara ekleyeceklerimizin olduğunun, sözümüze ihtiyaç olduğunun da farkındayız.

Neredeyse her konu vesilesiyle sözü, araştırmaya, teorik incelemeye getiriyoruz. Bunun kafa yorma, yoğunlaşma sonucu ve illa ki yazmak suretiyle yapılacağını da biliyoruz. Ancak iş bu noktaya geldiğinde eline kalem alanlar ya da klavyenin başına geçenler bir elin parmak sayısını geçmemektedir.

Konu bağlamında verilen örnekler ustaların, önderlerimizin yaşamı olduğunda onların pratiklerinin değerli bir model olduğunu da unutuyoruz; kendimizle ilgisini kuramıyoruz/kurmuyoruz.

Oysa basit gibi görünen bir faaliyetin raporlanması pratiği dahi kolektifin eğitim çalışması materyallerinden biridir.

Kısacası tüm geçmiş deneyimleri zamanında özetleyerek kolektifin bir eğitim aracı haline getirmek önemlidir. Ancak birçok yoldaşımız genel anlamda yazma faaliyetine mesafeli dururken özel olarak da raporlar, özel faaliyetler vb.ni yazılı materyal haline getirmekte ketum davranmaktadır. Oysa kolektifin en önemli eğitim materyallerinden biri de zamanında tahlil etmiş ve özetlemiş olduğu ya da olacağı bizzat kendi faaliyetidir.

Yoldaşlar, bildiğiniz gibi kadrolar en iyi eğitimlerini mücadele süresince, zorlukları yener ve sınavlardan geçerken ve de iyi ya da kötü tavır örneklerinden edinirler. Grev anlarında, gösteriler sırasında, hapiste ve mahkemede verilmiş yüzlerce mükemmel tavır örnekleri vardır. Binlerce kahramanlık örneklerimiz var ama maalesef hiç de az olmayan korkaklık, dayanıksızlık ve hatta dönekliğin örnekleri de var. Biz sık sık bu örnekleri, hem iyilerini hem kötülerini, unutuyoruz. İnsanlara bu örneklerden yararlanmayı öğretmiyoruz. İnsanlara neyi benimsemeleri, neyi reddetmeleri gerektiğini göstermiyoruz.

Yoldaşlarımızın ve savaşçı işçilerimizin sınıf çatışmalarındaki, polis sorgusundaki, hapishaneler ve toplama kamplarındaki, mahkemelerdeki v.b. tavırlarını incelemeliyiz.

İyi örnekler öne çıkarılmalı ve incelemeliyiz. İyi örnekler öne çıkarılmalı ve izlenecek örnekler olarak sunulmalıdır. Ve çürümüş, Bolşevik-olmayan ve darkafalıca olan her şey bir yana atılmalıdır.” (age) (Devam edecek)

 

 

 

 

 

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu