Makaleler

Sendikal Güçbirliği’nin son 5 ayı üzerine

Özgür Gelecek Sayı: 21

 

Sendikal Güçbirliği Platformunun 26 Kasım’da İstanbul’da düzenlediği kitle toplantısının ardından Türk-İş Genel Kurulu öncesinde faaliyetlerini önemli bir kısmını tamamlamış oldu. 1 Temmuz’dan bu yana geçen süreçte Platform, ısrarla hedefinin Türk-İş Genel Kuruluyla sınırlı olmadığını ancak Genel Kurula önem atfettiklerini belirtmiş ve Genel Kurul sonrasında çalışmalarını diğer konfederasyonlardan sendikaları katarak sürdürme niyetlerini açıklamışlardır.

Platformun geçirmiş olduğu yaklaşık 5 ay süresince önemli iddiaları ileri sürmesine karşılık pratik hattının ciddi yetersizlikler ve zaaflar taşıdığı açıktır. Sendikal hareketi değiştirme iddiasını ortaya atan platform bileşenlerinin mevcut durumun bir parçası olduğu ve samimi anlamda değişim isteyenlerin dahi bu dönüşümü sağlamasının zaman alacağı açıktır. Akşamdan sabaha bir deklarasyonla her şeyin düzelmesini de zaten kimse beklememektedir.

Platformun ilk 3 ayı kendi içinde ortak çalışmayı sağlamada başarısız kalan, pratiğe girmekten, kitleye gitmekten çekinen, daha çok açıklamalarla ve iç toplantılarla geçen bir süreç halinde yaşanmıştır. Son 2 aylık süreçte pratik yönde çalışmalar ön plana geçse de mevcut çalışmaların geniş kitlelere seslenen yanı zayıf olmuştur. Daha çok platform bileşeni sendikaların kendi tabanlarını bir araya getirdikleri ve muhalefeti başlatma sebeplerini anlattıkları toplantılar olmuştur.

Yine de bu toplantıların önemini belirtmek gereklidir. Lüleburgaz, İzmir, Bursa, Adana, Amed, Ordu, Ankara ve İstanbul’da binlerce işçiyle bir araya gelinmiştir. Bu toplantılarda sendikal hareketin eleştirilmesi, demokratik ve mücadeleci, tabana dayanan ve milyonlarca örgütsüz işçiyi örgütleme hedefine sahip olmak gerektiğini belirten konuşmaların yapılması ve işçilerin dinlenmesi Platform bileşeni içinde olup da kendi genel kurullarında bu derece özgürlük tanımayan sendikalar göz önüne alındığında küçümsenmemelidir. Bilhassa Amed toplantısında Kürt sorunu üzerine sendikaların görüşlerini açıklamaları da sendikal hareketin ısrarla sessiz kaldığı, sesini çıkardığında da şovenizme güç taşıdıkları bir ortamda önemlidir. Söz konusu toplantılara devrimci demokrat kitlelerin yanı sıra platform içinde olmayan sendikaların tabanlarından da katılımın olması platformun iddialarının ilgi çektiğini ancak güven sorununun yaşandığını anlamamıza imkan sağlamıştır.

Platformun pratik ayağının yetersiz kaldığını belirtmiştik. Sendikaların tabanlarının olduğu tüm şehirlerde çalışma yürütülmemiş, önemli gündemlere dair güçlü bir pratik hat izlenememiştir. İzmir’de Savranoğlu direnişiyle güçlü ve yoğun bir dayanışma süreci örgütlenmiş, İstanbul’da benzeri bir süreç Kampana işçileriyle örgütlenmiş, Belediye-İş’e yönelik saldırılara karşı duruş sergilenmiş, kıdem tazminatı üzerine küçük çaplı yürüyüşler yapılmış, İstanbul’da şubeler platformu gündemdeki saldırılar üzerine imza kampanyası-stand ve eylem örgütlemiş ve Sendikal Platform bileşenlerinin kadın birimleri ve kadın üyeleri 25 Kasım dönemini hareketli geçirmişlerdir. Bunlar dışında salon toplantıları ile süreç devam ettirilmiştir.

Mevcut hareket etmedeki yetersizlikler bileşen içinde devrimci demokrat işçilerin ve sendikacıların yoğun çabalarıyla aşılmaya çalışılmıştır. Saydığımız eylem ve etkinliklerin neredeyse tümü bahsini ettiğimiz devrimci demokrat işçilerin yoğun emeği ve mücadelesi ile gerçekleştirilmiş, hareketsizliği aşmak için yoğun bir tartışma dönemi yaşanmış, birçok plan ve program da hayata geçirilememiştir. Buna engel olan anlayış ise platform içinde bürokratik yapısını korumak isteyen, kitlelerden ve tabandan korkan, meseleyi Türk-İş Genel Kurulu ve AKP karşıtlığıyla sınırlamak isteyen, popüler adıyla “ulusalcı” olarak bilinen Kemalist faşist kesimdir.

Platform içindeki devrimci demokrat işçiler bu anlayışla mücadele etmekte, pratiğe girme çabası göstermekte, kitle toplantılarında görüşlerini geniş kesimlerle buluşturmakta ve bürokrat sendikaların tabanındaki devrimci-demokrat işçilere ulaşmaya çalışmaktadır.

Platformun kitlelere seslenme kısmında devrimci, sosyalist işçi ve sendikacıların, pratik ayağında ise “ulusalcıların” daha baskın olduğunu tespit etmek mümkündür. Şu ana kadar işçi kitlelerini bilgilendirmede, direnişlerin sahiplenilmesinde ve gündemleştirilmesinde, belirli şehirlerdeki pratiklerin örgütlenmesinde devrimci demokrat işçilerin ve sendikacıların rolü değerlidir, farklı sendikalardaki devrimci demokratlar bu süreçte birbirlerini daha iyi tanımış, ortak iş yapmada ve paylaşmada ileriye doğru adım atmıştır. Genel Kurul sonrasında bu çalışmaların yoğunlaştırılması, hareketin genel kurulla sınırlı olunmadığının pratikte gösterilmesi ve işçi snıfına yönelik saldırılara karşı ortak tutum alınırken direnişlerin ortaklaştırılması yine devrimci demokrat işçi ve sendikacıların omuzlarındadır.

Platformun bileşeninde değişimlerin olması muhtemeldir. DİSK’te de kaynama vardır. Kamu emekçilerinden de yoğun ilgi vardır. Bu kesimlerle de birleşerek ortak bir mücadele hattı örülmesi gereklidir ve koşullar uygundur. Ulusalcı kesimin etkisini kırmak, sendikalar yasasındaki değişimlere göre uygun tutum almak, geniş örgütsüz milyonları hedeflemek gerekmektedir.

Bu platformun çıkışının maddi-nesnel sebepleri vardır ve bir arayışın ürünüdür. Bizlerin bu hareketi dışarıdan izleyip eleştirme lüksümüz olamaz. Birebir içinde olarak mücadele etmeli ve anlayışımızla eylemi birleştirmek için daha koordineli ve örgütlü çalışmamız gereklidir.

 

 

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu