Dünya

Sentez/İran’ın Esad Hassasiyeti!

Muhalifler, Suriye’nin Rakka kenti Tel Abyad Sınır Kapısı’nı nerdeyse Türk kanallarından

canlı yayınla dünyaya duyurarak ele geçirirken; Türkiye’yle sınır kapısının adeta yol geçen hanına döndüğü bugünlerde, Suriye’de yaşananlar gündelik yaşamımızı her gün daha fazla işgal ediyor.

Çatışmalar sırasında Urfa’nın Akçakale ilçesinde okulların tatil edildiği, kurşunların okul ve evlerin duvarlarına isabet ettiği hatta yaralıların olduğu haberleri de bu gerçeğe işaret ediyor. Özellikle Suriye’ye sınır bölgeleri, TC’nin bu ülkeye dönük savaş politikalarından ilk elden etkileniyor.

Hatay Valiliğinin Antakya’da fiili OHAL ilan ederek, her türlü eylem, basın açıklaması ve yürüyüşü yasaklaması bunun bir parçası. Sözünü ettiğimiz kentlerde tansiyonun her gün biraz daha yükseldiğini, AKP’ye yönelik tepkilerin geliştiğini söylemek mümkün. Geçtiğimiz hafta Antakya’da, İşçi Partisinin düzenlemek istediği miting’in yasaklanmasını kınayarak dağılmasına karşın, binlerce insanın AKP’ye yönelik tepkisini dışa vurması ve gün boyunca mahallerde süren çatışmalar bunun bir izdüşümü.

TC devleti, Antakya dahil olmak üzere, izlediği savaş politikalarıyla sınır illerinde “sınırları” her gün biraz daha zorluyor. Söz konusu bölgeler, kendini bir anda Suriye ekseninde emperyalist güçler arasında yürütülen mücadelenin merkezinde buldu.

ABD’den AB’ye; Çin’den Rusya ve İran’a kadar güçler dengesindeki her değişiklik, karşılıklı her hamle yakından takip ediliyor.  Bu ülkeler arasında hem uluslararası alanda hem de bölgesel düzlemde(Kürt sorunu ve mezhep çatışması bağlamında) İran’ın en etkin aktörlerden biri olduğu söylenebilir. Bu gerçekten hareketle, İran’a Suriye perspektifinden daha yakından bakmak faydalı olabilir.

Devrim Muhafızları Komutanı: Esad’a destek veriyoruz!

Öteden beri Şii İran’ın Alevi Esad’a destek verdiği bilinen bir gerçek. İran, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesiyle birlikte şer odağı ilan ettiği ülkelerin başını çekiyor. Projenin yaşama gerilebilmesi için söz konusu direnç noktalarının yıkılması ABD açısından öncelikli hedef olageldi. ABD ve işbirliği halindeki emperyalistler, “Arap Baharı”nı, söz konusu projeyi yaşama geçirmek için bir manivela olarak kullanmaya karar verdi.

Arap Baharı”nın patlak vermesi, projenin planlanandan erkene alınmasına neden oldu. Emperyalistler, bu süreci kendi politikalarına angaje etmek ve gelişen hareketi manipüle etmek üzere harekete geçti. Bu durum, Suriye’de başlayan ve yaklaşık 18 ayı dolduran direniş içinde geçerli.

Gelinen aşamada emperyalistler, Suriye muhalefeti üzerinden Esad’ı devirerek Ortadoğu’da ilk kaleyi ele geçirmeyi hedefliyor. Sonrasında sıranın İran’a geleceği ise herkesin kabulu. Geniş bir ölçekte, bu durumun Rusya ve Çin’i de yakından ilgilendirdiğini söylemek yanlış olmaz.

İran egemen sınıfları, böylesi bir tablo içinde “doğal olarak” başından beri Esad’ı destekledi. Erdoğan’ın “Suriye bizim iç meselemizdir” düsturuna uygun bir biçimde davrandı. Uluslararası ve yerel düzlemde Esad üzerindeki baskı arttıkça İran’ın ses tonu yükseldi, açıklamaları sertleşti.

TC’nin silahlı muhaliflere eğitim verdiği nasıl bir gerçekse, İran devletinin Esad’ın askerlerine lojistik, mühimmat ve askeri desteği de o kadar gerçek.

Bugüne kadar resmi anlamda bunu kabul etmeyen (TC gibi) İran devleti, nihayet ağzındaki baklayı çıkardı. Financial Times’a konuşan (19 Eylül) İran Meclis Başkanı Laricani’nin, muhaliflerle görüştüklerini ancak görüşmelerin hangi isimlerle ve ne zaman yapıldığını belirtmeyen açıklaması malumun ilanı oldu.

Bu “itiraf”  İran Devrim Muhafızları ordusu komutanı Muhammed Ali Caferi’nin, İran (17 Eylül Sabah Gazetesi) birliklerinin Suriye’de görev yaptığı ancak çatışmalara katılmadıkları, gerekirse çatışmalara da katılabilecekleri açıklamasının siyasi düzlemdeki ilk kabulüydü.

Öte yandan bu açıklamanın üzerinden birkaç gün geçmeden ABD Hazine Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Amerikan yaptırımları altında olan İran havayolu şirketleri Iran Air, Mahan Air ve Yas Air’ait 117 uçağın, Esad rejimine, insani yardım adı altında İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü’ne mensup personele ve silahlar taşıdığı açıklaması geldi.

İran’dan Diplomasi Atağı!

Suriye konusunda askeri alanın dışında, siyasi arenada da yoğun bir faaliyet yürüten İran, bu kapsamda birçok ülkeyle temas kuruyor. İsrail’le nükleer krizin yeniden tırmandığı şu günlerde, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Başkanı Said Celili, Erdoğan’la nükleer silah ve Suriye konusunda (18 Eylül)  görüştü. Bunun yanı sıra Suriye Dışişleri Bakanı Ali Akbar Salehi, Suriye’ye giderek (20 Eylül)  Devlet Başkanı Beşar Esad ve diğer hükümet yetkilileriyle görüştü.

Salih’i daha önce her iki tarafı da şiddete son vermeye çağırmış ve Suriye’ye dış müdahale olmaksızın, barışçıl bir çözüm bulunması gerektiğini ilan etmişti. İran kuşkusuz yalnızca bölgesel bir aktörde değil.

Suriye konusunda Rusya ve Irak başta olmak üzere pek çok aktörle sık sık görüşen İran, bunun yanında ulusları alanda da Esad rejimine zaman kazandıracak politikalar geliştiriyor.

İran, Eylül ayı başında Bağlantısızlar Hareketi’nin (BH) Tahran’daki toplantısına hem ev sahipliği, hem başkanlık, hem de öncülük yaptı. Toplantıya 120 ülkeyi temsilen katılan delegeler arasında, 31 devlet başkanı ve 29 dışişleri bakanı vardı. Hatta Washington’un sözcüsü diye bilinen Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki-Moon da, ABD Dışişleri’nden ve İsrail’den gelen itirazlara rağmen, BM üyesi ülkelerin üçte ikisinin katıldığı forumda konuştu.

Toplantıdan çıkan, Mısır Cumhurbaşkanı Mursi’nin, Batı destekli paralı askerlerin Suriye’ye yönelik saldırısına destek çağrısına red kararının; ABD’nin Suriye’de bir rejim değişikliğine yönelik uluslararası desteği sağlama çabasına önemli bir darbe olarak değerlendirilebilir.

İran’ın ulusları alanda temasları sürerken Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki-Mun, BM Genel Kurulu’nda (20 Eylül)  yaptığı konuşmada Suriye’deki krizin askeri yollarla çözülemeyeceğini söyleyerek, Suriye işgalini savunan ülkelere karşı çıkmış oldu.

Benzer şekilde İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) de Suriye’de muhaliflerin yaptığı hak ihlallerine dikkat çekerek, muhalif grupların Halep, Lazkiye ve İdlib’de gözaltında tuttukları kişilere işkence yaptıklar ını ve yargısız infazlar gerçekleştirdiğiniaçıkladı.

BM’ye paralel biçimde; Mısır’ın girişimiyle kurulan “Suriye temas grubu”’nun (Türkiye, Mısır, İran, Suudi Arabistan) Kahire’de düzenlediği (18 Eylül) ilk toplantısında Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi’nin, bu dört ülkenin Suriye’ye gözlemci gönderilmesini, çatışma ve şiddetin karşılıklı olarak durdurulmasını; yabancı müdahale olmadan barışçı çözüm bulunmasını ve Suriye muhalefetine maddi, askeri eğitim yardımının sona ermesi talebi üzerinde durmak gerekiyor.

Görünen o ki İran, önümüzdeki günlerde de Suriye eksenli tartışmaların en faal aktörlerinden biri olacak!

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu