Yorum

SOYKIRIM VE ÖZÜR

Yahudi Soykırımının sonuçları çok ağır olmuş, insanlar çok acılar çekmiş, izahı zor ağır bir travma yaşamıştır. Sonuçta 7 milyon insan hayatını kaybetmiş, BM İnsanlığa karşı işlenen bu suçu; SOYKIRIM olarak tanımlamıştır.

Otuz yıl aradan sonra Almanya Şansölyesi Willy Brandt Almanya adına, Yahudilere karşı işlenen bu suçun kabul edilemeyeceğini belirtmiş ve bu kara lekenin temizlenmesi için Yahudilerden ÖZÜR dilemiş, ayrıca acıların “telafisi” için TAZMİNAT olarak milyonlarca Mark ödeme yapılmıştır.

Bugün ise Ermeni Soykırımının TANINMASI ve gereklerinin yerine getirilmesi için bunca uğraşa rağmen TC devletinden hala SES yok! Soykırımı tanımayı bırakalım kamuoyunda Ermeni Sorunu konusunda “uzman” diye tanınan “bilirkişiler” (Halaçoğlu, Elekdağ gibiler) Ermenilerin Türkleri yok ettiğini asılsız belgelere dayandırarak ileri sürecek kadar gözü dönmüş durumdadır.

İNSANLIĞA BIRAKILAN MİRAS

Soykırımın 100. yıldönümü yaklaşırken gerek Türkiye’den gerekse de dünyanın dört bir yanından gelen tepkiler karşısında kara lekeyle yaşamaya mahkum durumdadır Türkiye.

Bir dönem yaşanan acı olaylara gösterilen tepkiler her daim insanlığa bırakılan bir miras değerindedir, ÖZÜR DİLEYEN ve geçmişleri ile yüzleşen toplumlardan Türkiye’nin öğreneceği çok şey vardır. Almanya’da Naziler tarafından Varşova Gettosu’nda katledilen yüz binlerce Yahudi’nin anısına dikilmiş görkemli bir anıt vardır;

1970 yılında burayı ziyaret eden Almanya Şansölyesi Sosyal Demokrat Willy Brandt yüz yılın en etkili, mütevazı ve bir o kadar örnek teşkil edecek özrünü tam da burada dilemiştir. Elindeki çelengi anıta bıraktıktan sonra diz çökmüş ve özür dilemiştir. 4. Cumhurbaşkanı olan Willy Brandt’ın savaşta hiçbir sorumluluğu yoktu, üstelik Nazilerden o da çok çekmiş bir liderdi.

Hitler’in iktidara geldiği 1933 yılında başkanı olduğu Sosyal Demokrat parti kapatıldı. Faaliyetleri durduruldu. Bunun üzerine yeraltına çekildi, baskılardan kurtulmak için Norveç’e sığınmak zorunda kaldı. Yurtdışından Nazilere karşı direniş örgütledi, yakalanma ve hayatına mal olma pahasına Berlin’e sahte kimlikle geldi.

Bunun üzerine Norveç hükümeti onu vatandaşlıktan çıkardı. Savaş sonrası birinci kuşak Almanlara “GEÇMİŞİNİZLE YÜZLEŞMEKTEN KORKMAYIN” diyen bir kişi idi. Dünyanın Almanya özründen öğreneceği ve ders alacağı çok şey vardır.

HOLLANDA, FRANSA, BELÇİKA ÖZÜR DİLİYOR

Romanlar, dünyanın her yerinde her devlet tarafından ezilen, horlanan ve sürgüne tabi tutulan halklardan olmuştur. Ve bu insanlar, savaş yıllarında Naziler tarafından en çok ezilen halkların başında gelmektedir.

Tüm Almanya’da 1938-45 arası en ağır işlerde çalıştırılan, toplama kamplarına gönderilen ve buralarda diri diri yakılan bu insanların nerede ve nasıl öldürüldükleri tam olarak bilinmemekle beraber sadece Dachau Kampı’nda 500 bin civarında Roman’ın acımasızca öldürüldüğü tahmin edilmektedir.

Hollanda, II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda Yahudilere ve Romanlara yapılan haksız uygulamalardan dolayı özür diledi, özrün dile getirildiği yer de oldukça ilgi çekiciydi. Hükümet adına özrü Amsterdam Borsası’nda diledi, böylece savaş sırasında Yahudi ve Romanların mallarına el konulup borsada değerlendirildiği kabul edilmiş oldu.

Alman işgali sırasında Hollanda halkı Yahudiler ile aktif olarak dayanışma gösterdi. Belçika’da da görülen YAHUDİ YILDIZI uygulamasına karşı kitleler protesto yürüyüşleri örgütledi.

Başka ülkelere nazaran Hollanda halkı Yahudileri en çok koruyanlar arasındadır. Buna rağmen yine binlerce Yahudi, toplama kamplarına gönderilmekten kurtulamamıştır. Buradaki Yahudiler Mauthausen Toplama Kampı’na tehcir edilmişlerdir.

Tehcir uygulamasına karşı çıkan Hollandalı komünistler, genel grev çağrısında bulunmuş, Naziler bu grevi kanlı bir şekilde bastırmış ve önderlerini tutuklayıp kurşuna dizmiştir.

1942-44 yılları arasında Fransa’yı işgal eden Naziler, Fransa’nın VICHY kenti çevresinde Alman kuklası Vichy Hükümetini kurdular. Antlaşma gereği Fransa iki bölgeye ayrıldı. Buna göre bir bölge Alman işgali altında kalacak diğer bölge ise sözde Fransızlara ait olacaktı. Ama Naziler, 1942 yılında Fransa’nın tümünü işgal ettiler.

Vichy hükümeti Yahudilere yapılan soykırımın baş mimarıydı. Nazilerle işbirliği yaparak masum insanları ölüm kamplarına gönderdiler. 1942 yılında Fransız polisi; kadın, yaşlı, çocuk demeden binlerce Yahudi’yi tutukladı.

Büyük bir kısmını stadyuma doldurarak çok kötü şartlar altında tuttu. İşkence, açlık, korku koşullarından bunalan insanlar çıldırma noktasına geldiler. Kimileri kurtuluşu intiharda buldu. Aynı şekilde Paris’te başlayan “insan avı” neticesinde tutuklanan Yahudiler, vagonlara doldurularak Auschwitz-Birkenau’daki ölüm kamplarına gönderildi.

Diğer grup ise önce Almanya’ya sonra Polonya’ya gönderildi. 76 bin kişiden 12 bini çocuktu, annelerinden ayrılamayan ayrılmak istemeyen çocukları, polisler coplarla döverek zorla ailelerinden kopardılar.

1995 yılında Devlet Başkanı Jacques Chirac, Yahudilerin gönderilmesinde Fransız devletinin sorumluluğu olduğunu resmen kabul etti. ‘‘Bu karanlık saatler tarihimizde sonsuza dek bir leke olarak kalacaktır, işgal kuvvetlerinin işlediği suçlar Fransızlar ve Fransız devleti tarafından desteklendi’’ açıklamasında bulundu.

Belçika, II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda gönüllü olarak Nazi işbirlikçisi bir politika izledi. Dönemin hükümeti tarafından Yahudiler aleyhine kara bir propaganda yapıldı, zorunlu olarak bütün Yahudiler elbiselerine SARI YILDIZ yapıştırmaya tabi tutuldular. 1940 yılında Belçika’yı işgal eden Naziler 25 bin Yahudi’yi tutukladılar.

Bir kısmını Almanya’ya diğer geri kalanları ise Auschwitz-Birkenau Kampı’na gönderdiler. Toplama kamplarına gönderilenlerin tümü hayatını kaybetti. Belçika Başbakanı Elio Di Rupo, tüm bu yaşananlardan dolayı … “Belçika olarak yaşanan bu süreçte devletin payı olmasından dolayı üzüntülüyüz”’, “gerçeklerle yüzleşmekten çekinmemeliyiz” diyerek özür diledi.

…VE AUSCHWITZ ÖZGÜRLEŞİYOR

Ölüm kampı olarak da tarihe geçen Auschwitz, 1940 yılında inşa edildi. Değişik Avrupa ülkelerinden tutuklanıp buraya getirilen Yahudiler, komünistler, Romanlar, eşcinseller, fiziksel engelliler buraya kapatıldı, insanlar değişik kategorilere göre “tasnif” edildikten sonra öldürülüyordu.

1 milyon 300 bin Yahudi’nin buraya getirildiği söylenir. Kurtarılana kadar çoğunun burada öldürüldüğü herkes tarafından bilinir.

Çok kötü şartlar altında burada tutulan insanlar, özel SS güvenlik subayları tarafından kurşuna diziliyorlar, değişik yöntemlerle öldürülüyorlardı. SS doktorları fiziki yapıları çalışmaya elverişli olanları ayırt ediyor, çalışmaya elverişli olmayanları ise gaz odalarında imha ettikten sonra krematoryumlarda yakıyorlardı.

Nazi Almanya’sının yenilgiye uğratılarak, Faşist Alman rejiminin tarihin çöplüğüne atılmasında en büyük rolü oynayan ve savaşın kazanılmasını sağlayan J. STALİN önderliğindeki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Kızıl Ordu’sudur.

13 Ocak sabahı Kızıl Ordu büyük bir saldırı başlatarak ölüm kampındaki masum insanları kurtarmak ve tutukluları özgürleştirmek için harekete geçti. Top sesleri kampa ulaşmış, özgürlüğe biraz daha yaklaşılmıştı.

Panikleyen Naziler geri çekilirken kamptaki tüm gaz odalarını havaya uçurmaya başlar, tutukluların bir bölümünü kendilerine siper amaçlı yanlarına alarak çekilirler, ama hareket edemeyenler, durumları çok ağır olanlar burada kalır.

Auschwitz-Birkenau en büyük toplama ve imha kampı olarak bilinir. Kamp müdürü ise toplu ölümleri bizzat organize eden Adolf Eichmann’dır.

Aynı zamanda Güvenlik Dairesi Başkanı da olan bu şahıs, II. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası Vatikan’ın desteğini alarak Arjantin’e kaçar. İsrail Gizli servisi Mossad peşini bırakmaz, 1960 yılında yeri tespit edilir ve İsrail’e getirilerek yargılamalar sonrasında suçlu bulunarak 1962 yılında idam edilir.

Kızıl Ordu, Kampı kurtarmak için saldırdığında güçlü bir Nazi direnişi ile karşılaştı. Çıkan çatışmalarda 250 Kızıl Ordu askeri şehit düştü, ama kamp Nazilerden kurtarıldı. 7500 civarında açlıktan ve soğuktan bitap düşmüş, kımıldayacak halleri dahi kalmayan masum insan Kızıl Ordu tarafından kurtarılmış oldular.

27 Ocak Almanya ve Avrupa ülkelerinde ANMA GÜNÜ olarak kabul edildi. Avrupa Parlamentosu bugünü, savaşta ölen masum kurbanların anılması için resmen kabul etti.

Bu ölüm kampı 1947 yılında müzeye dönüştürüldü. Nazilerin propagandası için kitap basımı, Nazi sembollerinin tanıtımı yasaklandı. Soykırımı inkar etmek ve Nazileri savunmak suç kapsamına alındı.

Bugün dahi elini kana bulamış savaş suçluları dünyanın her tarafında aranmaktadır. Yakalanma durumunda mahkemelerde yargılanıp ağır cezalara çarptırılmaktadır.

TANIMA-TOPRAK-TAZMİNAT

Peki, tüm bu gerçekler ortada iken Türkiye bunun neresinde durmaktadır? Aydınlar, ilericiler bu soykırımı tanımak için “DUR DE-ÖZÜR DİLİYORUM” şeklinde kampanyalar düzenleyerek gözle görülür bir şekilde soruna ışık tuttular.

Ekonomik, sosyal, siyasal şekillenişini esas olarak zor üzerinde kuran inkarcı bir devlet yapısı ile karşı karşıyayız.

İttihat-Terakki döneminde Ermenilerin yok edilmesiyle başlayan; Cumhuriyet döneminde Süryani, Rum, Yahudi ve Ermenileri yurtlarından göç ettirme şeklinde devam eden ulus inşa süreci sorunlarla dolu olmuştur.

“Türkiye Türklerindir” ifadesi slogan olarak dağa taşa yazıldı ve “BURADA YAŞAMAYA HAKKINIZ YOK” denildi.

Bunun için Dersim, Ağrı, Zilan katliamları, Rumların Ege’de, Yahudilerin Trakya’da göçe zorlanmaları, STRUMA gemisinde 769 Yahudi’nin ölümü, 6-7 Eylül olayları, Maraş, Çorum ve Sivas’ta Alevilere yönelik katliamlar, Gazi ve Roboski katliamı gibi sayamayacağımız onlarca katliam, insanlığa karşı işlenmiş suçlardır.

Bu katliamlar ile devletin kendi geçmişi ile yüzleşmesi gerekmektedir. Ermenilerden özür dilenmediği ve kendi geçmişi ile hesaplaşılmadığı sürece Kürt sorununun çözümü konusunda samimi olamayacağı bilinmelidir.

Mazlum Ermenistan halkı Türk devleti ERMENİ SOYKIRIMINI kabul edinceye kadar uluslararası hukuktan doğan meşru hakkını kullanarak sonuna kadar mücadele edecektir. Bu mücadele TANIMA-TAZMİNAT-TOPRAK şeklinde olacaktır. (Bir ÖG okuru)

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu