EmekGüncel

SÖYLEŞİ | Pınar Saip: “Sağlığın ticarileşmesi birçok ülkenin pandemi sürecini kötü yönetmesine sebep oldu”

Tabii ki pandemi çalışmak zorunda kalan işçi sınıfını diğer sınıfsal katmanlara nazaran daha çok etkiledi.

İlk olarak 2020 başında Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve devamında tüm dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs (Covis-19) pandemisi Türkiye’de ise ilk olarak 11 Mart 2020 tarihinde görüldü.

İlk vakanın görüldüğü günden bu yana bir yıl geçmişken Türkiye’de en az 3 milyon 188 bin vaka görülürken, koronavirüsten en az 31 bin kişi hayatını kaybetti.

Geçen bir yıl sürecinde pandemiyi yönetmeye çalışan Sağlık Bakanlığı ve AKP iktidarı iyi bir tablo sergileyememiş, pandemiyi iyi yönetmek yerine algı yönetmeyi tercih etmiştir.

Süreçte de pandeminin yükü yine işçi sınıfı ve emekçiler ile sağlık çalışanlarının üzerine yıkıldı.

Biz de Özgür Gelecek gazetesi olarak pandeminin üzerinden geçen bir yılı İstanbul Tabip Odası Başkanı Pınar Saip ile konuştuk.

Geçtiğimiz günlerde Pandeminin birinci yılını geride bıraktık ve siz de buna dair bir basın açıklaması gerçekleştirerek, gerek Sağlık Bakanlığı gerek iktidarın pandemiye ilişkin eksikliklerini gözler önüne serdiniz. Peki bu bir yıla göz atacak olursak eksikliklere ve ihmallere ilişkin ne söylemek istersiniz?

Sağlık Bakanlığı’nın birinci önceliği salgını yönetmek yerine ‘başarılıyız’ algısı yaratmaktı. Bu nedenle verileri ve sahada yaşanan sıkıntıları kamuoyu ile paylaşmadı. Salgının ülkemizde 2 ay gecikmeyle görülmesinin avantajını maalesef kullanamadık.

Bu dönemde yaygın test yapılma koşullarının sağlanması, gerekli koruyucu ekipmanların sağlanması, iş yerlerinde Covid-19 için güvenli çalışma koşullarının sağlanması için gerekli hazırlıkların yapılmış olması gerekirdi. Ayrıca koruyucu birinci basamak sağlık hizmetleri için gerekli koşullar yaratılmamıştı.

Hastaların tespit edilmesi, izolasyonu, temaslıların takibi ile ilgili ekiplerin oluşturulması ve eğitimlerinin yapılması sağlanmamıştı. Hastaneler çalışanların ve hastaların güvenliği için pandemiye uygun hale getirilmemişti. Kısaca 2 aylık gecikme süresi değerlendirilmemiş ve salgına hazırlıksız yakalanılmıştır.

Salgınla mücadele toplumsal dayanışma ve katılımla sağlanabilir ancak bunun için gerekli ortam sağlanmadı. Toplum ilk andan itibaren gerekli refleksi gösterdi ve dayanışma sağlamaya çalıştı.

Ancak gerek belediyelerin desteği gerek hastanelerin eksikliklerini gidermek için yapılan toplumsal desteklere kibirli yöneticiler tarafından izin verilmedi. Hatta eksikleri dile getiren sağlık çalışanlarına soruşturmalar açıldı.

Bunun dışında verilerin şeffaf paylaşılmaması, Covid-19 araştırmalarının Sağlık Bakanlığı denetimine alınması, Bilim Kurulu’nun sadece bir danışma kurulu olarak görülmesi, toplantılardaki önerilerin toplumla paylaşılmaması gibi önemli sorunlar yaşanmaktadır.

Salgına karşı yapılacakların epidemiyoloji bilimi uzmanları tarafından yönlendirilmesi, tüm ilgili meslek odalarının, sendikaların, uzmanlık derneklerinin katılımının sağlanması ve bağımsız yetkili bir kurum tarafından yönetilmesi gerekir. Ancak Türkiye’de daha çok İçişleri Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı kararları ile yönetilen bir pandemi gerçekliği gördük.

Gerek hasta verilerinin açıklamasında, gerek ölüm sayılarının açıklamasında şeffaf olunmadı. Özellikle birinci basamak sağlık hizmetlerinin birbirinden kopuk ikili yapısı sürecin yönetilmesini zorlaştırdı. Filyasyon Aile Sağlığı Merkezleri (ASM)’nin denetiminde yapılması ve bunun için ASM’lerin ekipman ve eleman açısından güçlendirilmesi gerekirdi.

Filyasyon ekiplerinin eğitim ve altyapı yetersizliklerinden ötürü detaylı hastalık kaynağı araştırmaları ve hane halkı bilgilendirmeleri yapmaları maalesef mümkün olmadı.

Yıllardır koruyucu sağlık hizmetlerine gerekli önemin verilmemiş olması, sağlığın ticarileşmesi bu pandemi sürecini birçok ülkenin kötü yönetmesine sebep oldu.

1980’lerden itibaren Dünya Bankası projesi olarak uygulamaya sokulan “sağlıkta dönüşüm programları” tedavi edici hekimliği önceledi.

Koruyucu hekimlik ikinci planda bırakıldı. Bu salgınla birlikte sağlık sistemlerinin ne kadar aciz olduğu görülmüş oldu. Salgınlar hastanelerle yönetebilecek bir süreç değil, mühim olan insanların hastalanmadan korunmasının sağlanması.

Covid-19’un süreç içerisinde bir işçi sınıfı hastalığına dönmüş olduğunu gördük. Çünkü pandemide ‘çarklar dönmeye’ ve işçiler çalışmaya devam etti. Elinizde Covid-19’un işçi sınıfına yönelik etkisine dair bir rapor var mı veya sınıfsal durumuna göre?

Evet bunun etkisini zaman zaman illere yönelik yayınlanan renklendirilmiş haritalarda görüyoruz. Ne yazık ki hangi iş kollarında salgının daha fazla göründüğüne dair veriler şeffaf bir şekilde açıklanmıyor.

Özellikle işçi sınıfının ve çalışan kesimin yaşadığı mahallelerde Covid-19 hastalığı daha fazla ve yaygın. Toplu taşıma ve toplu çalışma ortamlarında yeterli önlem sağlanamadığı için çalışmak zorunda kalan emekçiler yaşadıkları evlerde de hastalığı yaymak durumunda kaldılar.

Tabii ki pandemi çalışmak zorunda kalan işçi sınıfını diğer sınıfsal katmanlara nazaran daha çok etkiledi. Kalabalık, küçük, yeterli havalandırma imkanı olmayan evlerde yaşayanlarda hastalık daha kolay yayılıyor. Tüm dünya verilerinde toplumun alt gelir gruplarında hastalığın ve ölümlerin daha yaygın olduğunu görüyoruz.

DİSK Birleşik Metal-İş sendikası “Fabrikalarda COVİD-19 Gerçeği Raporu”nu İstanbul Tabip Odası’nda Kasım ayında yapılan bir basın toplantısı ile açıkladı. Birleşik Metal-İş’in örgütlü olduğu işyerlerinden toplanan verilere dayanarak yapılan açıklamada metal sektöründe salgının ciddi boyutlara ulaştığına dikkat çekilerek sendikanın örgütlü olduğu işyerlerinin dörtte üçünde aktif vaka görüldüğü, kimi işyerlerinde COVİD-19 tanısı konulmuş işçi oranının % 30’a ulaştığı, imalat sanayinde aktif vaka sayısının en az 112 bin olduğu, imalat sanayinde 3 milyon 280 bin işçinin çalışma ortamından kaynaklı yakın salgın riski altında çalıştığı belirtildi.

-_

Son olarak özellikle sağlık emekçilerinin yaşadığına dair soruları sormak istiyorum birçok sağlık emekçisi hayatını kaybetti bu süreçte buna dair ne söylemek istersiniz?

Bu durum çok üzücü ve sağlık sistemimizin pandemiye hazırlıksız yakalanmasının bir sonucu. Salgın yayılmadan önlemler alınmamasının bedelini sağlık çalışanları ödedi. Ülke çapında 391, İstanbul’da 50’si hekim 75 sağlık çalışanını Covid-19 nedeniyle kaybettik.

Özellikle salgının ilk aylarında gerekli ekipman sağlanmadığı ve sağlık kurumları hazırlıklı olmadığı için, ikinci pik döneminde kontrolsüz açılmalar ve vaka sayılarının gizlenmesi nedeniyle çok fazla sayıda sağlık çalışanı hayatını kaybetti. Ve hala meslek hastalığı olarak kabul edilmemesi ve illiyet bağı için ölenlerin yakınlarının bürokrasi ile uğraşması çok üzücü.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu