Manşet

(İzlenim) “Ağlamayın, yas tutmayın; acınız hafiflemesin!”

Amed’e cenazelerin getirileceği akşam, Bağlar sokaklarında buluştuğumuz yoldaşlarla, havaalanına doğru yürümeye başladık. “Cenazeler biraz sonra gelecek” deniliyordu, “karşılamaya gidelim.”
 
Bağlar halkı sokaktaydı. Kapısının önünde bekleyenler, grup halinde sohbet edenler vardı. Dörtyol’dan aşağı inmeye başladığımızda gördük ki, bizimle birlikte binlerce insan da aynı yöne yürüyordu. Ne de olsa “misafirimiz vardı bu gece”!
 
Havaalanına yaklaştıkça kalabalık daha da artıyordu. Berîtanamin türküsü çınlarken sokak lambalarının aydınlattığı havaalanı caddesinde, barışı temsil eden beyaz atkı takan insanların arasında havaalanının girişine ulaşıyoruz.
 
Havaalanına inen her uçak, coşkuyla alkışlanıyordu, belki 3 kadını getiren odur diyerek.
 
Sonunda uçak inip, 3 kadını taşıyan cenaze araçları göründüğünde dile gelmez öfke bir anda sloganlara, zılgıtlara, alkışlara dönüştü. İşte o an görülmeye değerdi. Kürtler üzerinde baskı mekanizması olarak kullanılan Türkçe’de o tarifsiz anı anlatacak kelime ya da kurulacak bir cümle yok!
 
Cenaze araçları taşıdıklarının vakuruyla ağır ağır ilerlerken; “Şehîd namirin” sloganları ile on binler yalnız bırakmıyordu araçların etrafını. “Misafirlerini” ağırlıyordu Amed, yiğit kadınlarını bağrına basıyordu.
 
Özgürlüğün başkentine hoş geldin Sakine Heval”, “Özlemin başkentine hoş geldin Fidan Heval”, “Amed’e hoş geldin Leyla Heval” diyordu herkes.
 
Ne mutluydu ki onlara; uğruna ömürlerini verdikleri bir mücadelenin gurbette mücadelesini verirken, özlemlerinin başkentine misafir oluyorlardı. On binlere, on binlerin yüreğine misafir oluyorlardı.
 
Yürüyüş esnasında öfkenin yükseldiği anlarda boyunlarında barışı simgeleyen beyaz atkı takan gençler, atkıları sarıyorlardı yüzlerine… Onurlu ve gerçek bir barış için gerekirse savaşmaya hazır olduklarını gösteriyorlardı bir kez daha…
 
 
 
“Uğurlar olsun…”
 
Sabahın erken saatlerinden itibaren cenazelerin getirildiği hastanenin önünde beklemeye koyulduk.
 
Binler on binlere, on binler yüz binlere ulaşırken Batıkent’e ulaştık. Mahşeri kalabalık hep birlikte 3 kadını uğurlayacaktık.
 
Kadınlar cenaze arabalarının oraya ulaşarak cenazeleri omuzladıklarında zılgıtlar göğe ulaştı adeta. Gözyaşları içinde Gülten Kışanak omuzladı Amed zindanlarından dostu Sakine’yi… Sebahat Tuncel, öfkesiyle yoldaşı fidan’ın tabutuna omuz verdi. Leyla, kadın yoldaşlarının omuzlarında ulaştı meydanın ortasına…
 
İlk olarak BDP Amed İl Eşbaşkanı Zübeyde Zümrüt anadilinde “Buradan söz veriyoruz sonuna kadar arkanızda yürüyeceğiz Heval Sakine, Leyla, Fidan. Söz veriyoruz size bir kez daha. Cenaze merasiminin ardından 3 özgürlük çiçeğini yolcu edeceğiz. Memleketleri onları bekliyor. Onları kucaklamak istiyor. Biz de uğurlar olsun sizlere Sakine, Fidan ve Leyla diyoruz. Uğurlar olsun size uğurlar olsun” dedi ve eğildi 3 kadının saygın anısı önünde…
 
 
 
“Ağlamayın, yas tutmayın; acınız hafiflemesin!”
 
Ardından günün en anlamlı mesajı PKK ve PAJK’lı tutsaklardan geldi:
 
Ölüm her zaman erken, her zaman ağır ve her zaman sinsi olmuştur… Ancak hiçbir ölüm bu kadar kalleş, bu kadar zamansız olmadı… Hiç beklemediğimiz bir zamanda, en onulmaz bir anda ölüm yoldaşlarımızı bizden ayırmış, yüreğimize kor ateşler düşürmüştür… Üç komutanımızı, üç yoldaşımızı, üç fidanımızı kalleşçe, sinsice, korkakça, alçakça katledenler bilmelidirler ki, özgürlük yürüyüşümüz durdurulamaz! Halkımızın kendi kimliğiyle, özgür ve onurlu yaşama talebi engellenemez. Sara kadar büyük yüreği, Fidan kadar derin ruhu ve Leyla gibi iradesi olan bir halkın özgürlük yürüyüşü engellenemeyecektir… Çocuklarının cenazesini alkışlarla, zılgıtlarla, gurur gözyaşlarıyla sonsuzluğa uğurlayan Kürt halkının özgür geleceğini tarihe not düşerek kazanacağı kesindir. Ağıt yakmakla, acı çekmekle yüklü hayatımızın bu en zor dönemecini, yitirdiğimiz arkadaşlarımızın, yoldaşlarımızın anılarıyla, düşleriyle, umut ve inançlarıyla yorulmadan geçeceğiz… Dün Numan yoldaşımızı, ölümsüzler kervanına uğurladık, bugün Sara, Fidan ve Leyla yoldaşları ölümsüzler kervanına uğurluyoruz… Kürdistan devriminin yiğit neferlerini, büyük komutanlarını andığımız bugün de, başta aileleri olmak üzere, yoldaşlarımıza, değerli ve onurlu halkımıza baş sağlığı dileklerimizi iletiyor, anılarına her zaman bağlı kalma sözümüzü bir kez daha yineliyoruz. 
 
Ağlamayın, yas tutmayın; acınız hafiflemesin! Binlerce cesur çocuğunuzun kanıyla, canıyla kazandığınız bu onuru daha da yüceltecek olan yoldaşları, onlara en bağlı duygularla ve fedaice bu özgürlük serüvenini sürdürmeye hazırdır. Ağlamayın, yas tutmayın; acınız hafiflemesin. Bizi birbirimize bağlayan şehitlerimizin anılarına bağlılıkla, cehenneme çevrilmek istenen bu toprakları yeniden cennet yerine dönüştürecek zamanları yaşıyoruz. Ağlamayın, yas tutmayın; acınız hafiflemesin.! özgürlüğümüz şehitlerimizin bize bıraktığı değerlerle yarın kadar bize, size, hepimize yakındır. Ağlamayın, yas tutmayın; acınız hafiflemesin.! Sara fedailiği, Fidan gülüşü, Leyla bakışı, Numan fedailiği var oldukça bu halk artık kaybetmeyecektir.!
 
Başta Kürdistan halkı olmak üzere, tüm Kürdistani kurum ve örgütlere, halkımızın dostlarına, devrimci ve demokrat çevrelere çağrımızdır; gün yoldaşlarımızın ardında saf tutma günüdür, gün devrim ve özgürlük mücadelesini büyütme günüdür, gün yoldaşlarımızı sonsuzluğa uğurlarken, özgürlük ve sosyalizm bayrağını daha da yükseltme günüdür. Tüm halkımızı, halkımızın dostlarını; yüreği özgürlük ve devrim için çarpan herkesi, Sara, Fidan ve Leyla yoldaşı uğurlamaya, bugünü yas tutan bir halkın özgürlük bayramı haline getirmeye çağırıyoruz. Bizler, yüreği özgürlük sevdası ile çarpan tutsaklar olarak, başta büyük komutanlarımız Sara, Fidan ve Leyla yoldaşlarımız olmak üzere, tüm halkımıza söz veriyor, ant içiyoruz; sonucu ve bedeli ne olursa olsun, özgürlük serüvenimizi; devrim ve sosyalizm mücadelesini asla ve asla yarım bırakmayacak ve uğrunda hayatlarınızı yitirdiğiniz bu mücadeleyi zaferle taçlandıracağız. Burada bir kez daha tüm yoldaşlarımıza ve siz onurlu halkımıza söz veriyoruz; and olsun ki, ne özgürlük sevdamızdan vazgeçeceğiz ne de şehitlerimize bağlılığımızdan. Bir kez daha halkımıza baş sağlığı diliyor; selam ve saygılarımızı sunuyoruz. Komplocular kaybedecek; özgürlük kazanacak, halklarımız kazanacak. Şehîd namirin.
 
Tutsaklar, mesajlarında her ne kadar “ağlamayın” deseler de mektubun okunduğu sıralarda gözyaşlarımıza hakim olmak o kadar bir iş oldu ki…
 
 
 
“Fidan, doğum gününde Amed’e geldi, hoş geldi”
 
Dört tarafı acı ve kanla çevrili kara parçası Kürdistan, aynı zamanda trajik tesadüflerin de başkentidir.
 
Daha geçtiğimiz günlerde Mêrdîn-Nîsabin’de özel timlerin bir eve yaptığı baskın sonrası çıkan çatışmada yaşamını yitiren HPG gerillası Mehmet Şirin Cebe ve hemen ardından annesi Nesibe Cebe aynı gün on binlerin omuzlarında verildiler toprağa.
 
Yine bir acı tesadüftü 3 karanfilde Fidan’ın tam da o gün (17 Ocak) doğum günü olması… Hem acı hem gerçek… Acıydı, doğru, doğum gününde cenazesi veriliyordu toprağa. Gerçekti, doğru, halkının yüreğinde yeniden doğuyordu Fidan dün.
 
Törende konuşan Amed Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir de bu acı tesadüfü anlatıyordu: “Bugün yas günüdür Rojbin yoldaşın doğum günüdür. Ancak bugün doğum gününde Fidan Doğan, Amed’e geldi. Söz vermiştik Newroz’da birlikte olacaktık. Ama bugün Rojbin yoldaş inan ki burası Newroz alanıdır. Sizler bugün burayı Newroz alanına çevirdiniz. Şêx Saidê Kal’ın torunu bütün dünya bilsin ki Kürt halkının hiçbir evladı sahipsiz değildir. Milyonlar zulmü katliamı kınıyor. Bütün cihana ve zalimlere sesleniyoruz. Sizler bizden birini öldürdüğünüzde bizler yüzbinlerle geleceğiz artacağız. Kürdistan şehitlerinin yolu açık olsun uğurlar olsun. Hoş geldiniz başkentinize Amed kentine hoş geldiniz. Başımız gözümüz üstüne geldiniz. Sizlerin huzurunda eğiliyorum sahiplenmenizin karşısında ve annelerin gözyaşları karşısında saygıyla eğiliyorum. Şehitlerin kanı ve annelerin gözyaşı üzerine yeminler olsun ki onurlu bir barışa kadar sizlerleyiz. Direnişinizleyiz.
 
 
 
Hassasiyet mi? Samimiyet mi?
 
Her konuşma bir hüzün ve öfke bırakıyordu kalbimizin orta yerine. Yüz binler, tek kulak kesilmiş; her cümleye öfke ve hüzünle; slogan ve zılgıtlarıyla yanıt veriyordu. Bugün, bu alanda verilen mesajın Kürdistan’ın kaderinde ne deni önem taşıdığının farkında.
 
Barış ama onurlu bir barış istediklerini söyleyen DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk’ün “Bugün herkes Kürtlerden büyük bir hassasiyet beklemektedir. Bakınız bütün dünya Diyarbakır’da barışa zarar gelmesin diyor. Biz bu duyguyla bu kararlılıkla bugün şehitlerimizi uğurluyoruz; ama şunu da söylüyoruz barış için hassasiyet gösterin diyenler; Ey Başbakan! Barışı konuşurken Kandil’i bombalıyorsun. Hem hassasiyetten söz edeceksin hem de 3 şehidimizi toprağa verirken Fransa’dan Kürdistan’a getirirken Kandil’i bombalaman nasıl bir hassasiyettir, nasıl bir barışseverliktir. Hem barıştan söz edeceksin hem de Kürtlerin üzerine bombalar yağdıracaksınız” şeklindeki sözlerinin ardından yüz bin insanın tek çığlık halinde “Katil Erdoğan”, “Kürdistan faşizme mezar olacak” sloganı ile Amed’den yükselen öfke çığlığı Ankara’nın kalın duvarlarını titretmiştir.
 
Bir de hassasiyet/samimiyet meselesi var.
 
Burjuva-feodal basından bir kısmı mitingi manşete taşırken, bir kısım kalemşör de köşesinde yazdı. Ortak noktaları “hassas yaklaşılan miting” ve “samimiyet testinden geçen Diyarbakır halkı”!!!
 
O gün kitlenin ortasın 3 cenaze vardı. Aynı saatlerde Malatya Adli Tıp’ta 11, bombalanan Kandil’de 7 HPG gerillasının cenazesi vardı. Kim hassas yaklaşıyor meseleye?
 
Lütfedilen “samimiyet testi”ne girmesi gereken kim? Katliamlarından, asimilasyon ve yok sayma politikalarından vazgeçemeyen TC’nin belirlediği “samimiyet testine” mi girecek onurlu Amed halkı?
 
 
 
O kurşunlar özgürlük isteyen Kürt kadınına sıkılmıştır”
 
Bese Anûş’un yaktığı Kürt kadının militan mücadelesine 3 mum eklendi onlarla. Munzur’un asi kızı Sakine, Nurhaklar’dan coşup gelen güler yüzlü Fidan ve ezilenlerin ezileni Êzidîlerin genç militan tüzü Leyla’nın ışığı eklendi.
 
Türk’ün ardından konuşan Aysel Tuğluk, gözyaşları içindeydi. Konuşmuyordu, ağıt yakıyordu Sakine’nin, Fidan’ın ve Leyla’nın ardından… “Merhaba Amed. 3 büyük Kürt kadınını misafir ettiniz merhaba Amed. 3 güzel yüreği, 3 devrimci yoldaşımızı kaybetmenin acısını yaşıyoruz. Ciğerimiz yanıyor, yüreğimiz yanıyor. 3 güzel fidanımızı canice katledenler, o katiller bu katliamı yapanlar, lanetliyoruz sizi lanetliyoruz. O kurşunlar Kürt kadınına sıkılmıştır. Özgürlük isteyen Kürt kadınına sıkılmıştır” diyen Aysel Tuğluk’un gözyaşları, alandaki binlerce ana ile birlikte sel oldu.
 
Sebahat Tuncel ise, “Söz veriyoruz bir kez daha 3 devrimci kadına, mücadeleniz mücadelemizdir. Biz şehitlerimize vereceğimiz en önemli söz onların bu mücadelesini yaşatmaktır. Ellerindeki meşaleyi almaktır. Kürdistanlı, Türkiyeli kadınlar olarak bu meşaleyi aldık ve bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Yoldaşlarımızı Dersim’e, Elbistan’a ve Mersin’e uğurluyoruz. Amed nasıl bağrını açtıysa sizler de bağrınızı açın evlatlarınız geliyor, yiğit devrimciler geliyor. Şehitlerimizin önünde saygıyla eğiliyoruz şehîd namirin” dedi.
 
Selahattin Demirtaş da “Yüzyıldır maalesef ki topraklarımız köy köy, mezra mezra, sokak sokak, işkencehaneye çevrilmiş bir halkız. Bugün Kürt kadınının Ortadoğu’nun orta yerinde bütün dünyayı aydınlatacak bir meşale yaktığına tanıklık ederken, tarihin bu acılarından süzülüp gelirken, asla ve asla geçmişimi unutmadan geleceğimize bakacağız. Bir zamanlar bu topraklarda Kürt kadınının sofrada bile yeri yokken bugün 3 devrimci kadının milyonların huzurunda devrimin nasıl yapılacağını gösteriyor. Kürt kadınına Kürt kadın devrimcilerine selam olsun. Onlar ki bu karanlık içinde binlerce yıllık erkek savaş zihniyetine kafa tutmuş devrimcilerdir. Her birinizin önünde saygıyla eğiliyoruz. Bugün bu alanda meydandaysak, bugün bu otobüsün üstündeysek, bu mikrofon elimizdeyse sizin sayenizdedir” sözleriyle anlattı 3 kadını…
 
 
 
Sakine’nin annesinin dinmeyen gözyaşları
 
Ve zılgıtların, ağıtların, alkışların ve tabii ki gözyaşların hiç durmadığı an… 3 kadının aileleri platforma çıktığında, yüz binler “Şehîd namirin” sloganıyla “acınız, acımızdır” dedi adeta.
 
“Bugün Fidan’ın doğum günü” diyen yaslı babanın “kızımın doğum gününe hepiniz hoşgeldiniz” sözleriydi, yürekleri dağlayan…
 
Ailelerin vakur duruşu, Sakine’nin annesinin durmayan gözyaşları bin kez daha lanet okuttu bu devlete, bu sınırlara, bu kurşunlara…
 
3 Kürt kadın katledilmişti belki, ama o katliam birbirine daha fazla kenetledi Kürdün mücadelesini ezmek, tasfiye etmek isteyenlere karşı duranları.
 
 
 
Sakine, Ergani ve yollar…
 
Törenin ardından Sakine’nin cenaze konvoyunun önü Ergani’de kesildi. Kitle bırakmıyordu “misafirini”. Son bir kez vedalaşmak ve o vedalaşmayı uzatmak ister gibiydi. Yol kenarında saygıyla ve zafer işaretleri ile şehidini uğurlayan Ergani, hüzünle ve öfkeyle bakakaldı konvoyun ardından.
 
Sonra yollar, yollar, yollar…
 
Sakine’nin özlemle ve hasretle toprağına basmak istediği memleketin yolları. Şimdi görkemli bir törenle cenazesi geçiyordu bu yolların üzerinden… Özlemini yoldaşları, dostları gideriyordu onun için…
 
 
 
“Nekın jinen azad hun kuda dıçın”
 
 
 
Mirove ki sozêxe kıri bu yek
 
Heval Zeynep tu çuyi du te hate Meryem
 
Demsal payiz bu dem hin zu bu
 
Nekın jinen azad hun kuda dıçın
 
Hun lı benda buharê bun ha buhar hat hun kuda dıçın
 
Dılê we yi germ ruyê we ken bu nekın jınên azad hun kuda dıçın
 
Dılê axê sare nekın kuda dıçın
 
 
 
PKK gerillası Heval Zilan (Zeynep Kınacı) Dersim’de şehit düşmesinin ardından Kürt kadınları açısından bir sembol oldu. Ardından Zeynep üzerine yazılı olan “Jinên Azad” türküsünü ile tanıdığımız gerilla Delila da, şehit düşmesi sonrasında hem türküleri hem yiğitliğiyle Zeynep gibi sembolleşen bir isim oldu. Delila’nın Zeynep’e yazdığı gibi bu kez de Delila’ya ezgiler yazıldı.
 
20 ve 21. Yüzyılları arasında kendi devletine sahip olması egemen güçlerce sürekli engellenen ve özellikle TC devleti tarafından yıllardır sistemli bir imha, inkar ve asimilasyon politikasına maruz kalan Kürt halkı Zeynep ve Delila örneğinde yaşanan döngüye benzer durumlarla adeta bir “yazgı” gibi birçok defa karşılaştı.
 
Bunun son örneğini de dün (17 Ocak) Amed’de, Batıkent Meydanı’nda yaşadık, gördük, hissettik. Daha önce Habur’dan gelen Barış Elçileri’nin, Kürt halkının onlarca yıldır yaşadığı onca dayanılmaz acının ardından “barış” umuduyla on binlerle karşılandığı bu alan; şimdi yine “barışın” konuşulduğu bir ortamda Paris’te katledilen 3 yurtsever kadının Sara (Sakine Cansız), Rojbin (Fidan Doğan) ve Ronahi’nin (Leyla Şaylemez) yasını tutuyordu.
 
Bu kez daha önce Zeynep için, Beritan için, Delila için türküler söyleyen 3 yiğit kadın için söyleniyordu ezgiler. Sakine, Fidan ve Leyla için… Herkes “Demsal payiz bu dem hin zu bu/Nekın jinen azad hun kuda dıçın/Hun lı benda buharê bun ha buhar hat hun kuda dıçın” diyordu. “Özgür kadınlar baharı bekliyordunuz, bakın bahar geldi, siz nereye gidiyorsunuz?” diye soruyordu yüzbinler. Dolu doluydu gözler… Öfkeyle sıkılmış dudaklardan “bunun hesabını soracağız” cümleleri dökülüyordu.
 
Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu